BENIM DUNYAM(welcome my to world)

I UNIVERSAL MESSAGE National economy today, the Turkish nation and the economic liberation of all humanity recipe. sincerely .. Mehmet Tunabas; BTP Biga District President...

BLOĞUMA HOŞGELDİNİZ(welcome)





 

 

  

"Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasî bir fikre malik olmak, seçtiği dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz." M.Kemal Atatürk...

                  GELİN BİR ve BERABER OLALIM


5000 yıllık tarihiyle, 1400 yıllık Türk-İslam Medeniyeti ile ve 82 yıllık Cumhuriyet birikimiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk Milleti, Avrupa ve Asya kıtalarının kesiştiği en tarihi ve stratejik bölgede yer almaktadır.

Siyasi, ekonomik ve sosyal çatışmaların merkezinde ve hedefinde olduğu halde, tarihinden ve inancından aldığı güçle dimdik ayaktadır ve aynı zamanda tüm Türk-İslam dünyasının ve dünyanın mazlum milletlerinin son umududur.


Var olduğu günden bu yana Türk Milleti, kendisini yükselten ve yücelten tarihi misyonuna sahip çıktığı dönemlerde insanlığa adaleti ve insan haklarını doya doya yaşatmış, teknolojiyi ve medeniyeti öğretmiştir.

21. yüzyıl Ulusal Egemenlik kavramının değiştiği bir yüzyıldır. Nitekim küreselleşmenin ideologlarından John Naisbitt şu yaklaşımı sergiliyor:

?Büyük şirketlerin özerk ve küçük ünitelere bölünerek, daha iyi çalışabileceklerini görüyoruz. Aynı durum, ülkeler için de geçerlidir. Eğer dünyayı tek pazarlı bir dünya haline getireceksek, parçaları küçük olmalı??

Asırlar boyu sinsi bir şekilde yürütülen siyasi,kültürel ve sosyal faaliyetlerin sonucunda yok olma tehlikesi ile karşı karşıya gelen Milletimiz, verdiği İstiklal Savaşı neticesinde Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde Kuvay-ı Milliye ruhu ile kendine dönmüş, bağımsızlığına kavuşmuş ve özgürlük mücadelesi veren milletlere örnek olmuştur.

Atatürk, 1 Mart 1922?de yaptığı Meclis açılış konuşmasında şöyle diyordu: ?Her şeyden önce milli amacımız olan bağımsızlığımızı sağlamaya ulaşmaktan başka bir şey düşünemeyiz. Bu nedenle de bizce önemli olan mali gücümüzün, bu sonucu sağlamaya yeterli olup olmayacağıdır.

...Memleketimizin gelir kaynakları, milli davamızın güvenle sonuçlandırılmasına yeterlidir. Yoksunluklar içinde olsa da milli gücümüz, bugüne kadar olduğu gibi, dış devletlerden borç almadan memleketi yönetecek ve amacına ulaştırabilecektir.?

Mustafa Kemal, yeni kurulan devletin ?tam bağımsız? olabilmesi için ?ekonomik bağımsızlığın? şart olduğunu özellikle vurgulamış, kapitülasyonları kaldırmıştır. 1923'te İzmir'de İktisat Kongresi düzenleyerek Milli ekonomiyi canlandırmaya çalışmıştır. Kongrede, ?ulusal bağımsızlık ilkesi?nden kesinlikle vazgeçilmeyeceği ve bu ilke içinde kalkınmanın gerçekleştirileceği kararlaştırılmıştır.

Yani bağımsızlık ile kendi ayakları üzerinde durabilen bir ekonomi arasında direkt bir bağ vardır.

Devletimizin kurucusu Atatürk'ün döneminde, yani 1938'e kadar çeşitli sahalarda kalkınma plan ve projeleri uygulanmış ve çok büyük başarılar elde edilmiştir.

Bu dönemde kalkınmada uygulanan Milli Model ile ülkemiz Belçika?ya uçak ihraç edecek seviyeye ulaşmıştır. Fakat Atatürk'ten sonra ülke tekrar siyasi, kültürel, ekonomik vs. topyekün bir kuşatma altına alınmış; Batılı devletler, Mustafa Kemal döneminde hayata geçiremedikleri SEVR projesini AB ve IMF yoluyla gerçekleştirmeye başlamışlardır.

Uluslar arası şirketlerin devletimizin bütçesine yön verdiği IMF ve Dünya Bankası kıskacında ülkemizin kaynaklarının ve her türlü imkanlarının kullanıldığı, özelleştirmenin, KİT?lerin satışının, Uluslar arası Tahkim?in, tahdit kanunlarının ve AB?ye uyum adı altında çıkarların yasaların hayata geçirildiği bir süreçte Türkiye, hakikatte ?bu küçük parçalara ayrılma projesi?ni yaşamaktadır.

Ekonomik bağımsızlığın, devletlerin bağımsızlığında gün geçtikçe daha belirleyici bir esasa dönüştüğü bir dünyada yaşıyoruz.

Anadolu topraklarının altında kefensiz yatan sayısız şüheda ecdadımızın kemiklerinin sızlatıldığından dolayı rahatsız olanlar ve uykuları kaçanlar bir daha düşünün.
Anadolu topraklarının içine saklanmış, ilahi kudret tarafından yerleştirilmiş olan eşsiz maden yataklarımızın,milli hazinelerimizin kapılarının; Müslüman Türk milletine kapatılmasından, bu milletlin ve bu vatanın düşmanlarına ardına kadar açılmasından ötürü rahatsız olup uykularını terk edenleri sağ duyulu olmaya davet ediyorum.

Yine bu eşsiz güzellikler ve özellikler taşıyan,cennet vatanımızın sahiplerinin, çilekeş vatandaşlarımızın emeklerinin ve alın terlerinin toplanıp haçlılara peşkeş çekilmesinden ötürü acı ile kıvranan vatanperverleri bir daha aklı selimle düşünmeye davet ediyorum.
Vatanperver vatandaşlarımızın vatan namustur satılmaz feryadına rağmen, vatan topraklarının altındaki madenleri ile birlikte, altındaki şehit mezarları ile birlikte ecnebilere satılmasından ötürü vicdan azabı çekenler,çaresizlik içinde kıvrananlar, vatan namustur satılmaz ilkesinde ısrar edenler,bir de Prof Dr. Haydar Baş beyi dinlemeye gayret edin.

Vatan için,bayrak için, sonraki nesillerin istiklalini temin için canlarını ve kanlarını sebil eden şehitlerimiz hakkında kelle ifadesini kullanmaktan utanmayanların,sıkılmayanların defterlerini dürmek isteyenleri BTP saflarına davet ediyorum.
Bebek katiline sayın diyerek ve şehitlerimize de kelle diyerek bütün bir milletimizin bağrında derin yaralar açtığı halde hala ortalarda yalancı doktor edasıyla dolaşanlara, sandık başında sayın baylar güle güle demek için Prof.Dr. Haydar Baş'ın liderliğinde dalgalanan BTP bayrağı altında toplanmaya davet ediyorum.
Minareler süngü kubbeler miğfer şeklinde şiir okuyarak kahraman olup milletin oylarını aldıktan sonra, altı buçuk yıllık iktidarı süresince misyonerlerin ve misyonerliğin önünü açanlara, dinler bahçesi adı altında kurdele kesenlere,haçlıların isteği doğrultusunda düzenlemelerle on binlerce kilise açanlara sandık başında hesap sormak isteyenleri saflarımıza davet ediyorum.
Bin yıldır bu topraklarda tevhid bayrağını dalgalandıran Müslüman Türk milletinin oyları ile iktidar koltuğuna oturduktan sonra,bu milletin inanç sistemi ile oynayanları,tevhid cümlesinden Muhammedürresulüllah kısmını silenleri,attıkları her adımla bu milleti haçlı limanına biraz daha yaklaştıranları yüksek sesle protesto etmek isteyenler,bu kötü gidişattan ötürü uykuları kaçanlar bize buyurun. Bebek katiline sayın şehitlerimize kelle denilmesinden rahatsız iseniz bize buyurun.
Vatan topraklarımızın bağrındaki şehit mezarları ile birlikte vatan düşmanlarına satılmasında ötürü uykunuz kaçıyorsa bize buyurun.

Emeğimizin,alın terimizin,servet ve sermayemizin haçlı siyonist tefecilerin elinde heba edilmesinden ve ettirilmesinden dolayı vicdan azabı çekiyorsanız bize buyurun.
Ecdat yadigarı camilerimiz,medreselerimiz dökülürken bizim paramızla kiliselerin tamir ettirilmesinden ve hayırlı olsun denilerek hizmete açılmasından ötürü uykunuz kaçıyorsa bize buyurun.

Müslüman Türk çocuklarının on iki yaşından önce Kur-an'la temasını yasaklayan yasa devam ettirildiği halde yine Müslüman Türk çocuklarının üç yaşından itibaren kiliselere,papazların kucağına taşınmasından rahatsız olanlar,uykusu kaçanlar bize buyurun.
AKP iktidarı altı buçuk yıldır AB ye girmek uğruna, onlardan gelen her talimatı milletimize dayattı,verilmedik taviz,satılmadık kurum bırakmadı, buna rağmen bir elli sene daha bekle talimatını aldı ve oturdu.AB nin ellinci yıl dönümü programına bile çağrılmadı.

AKP iktidarı teslimiyetçi ve tavizkar haliyle AB kapılarında kör topal yürümeye çalışırken,BTP lideri Prof. Dr. Haydar Baş,AB nin lokomotif ülkelerinden Almanya'da,tüm Avrupa üniversitelerinden gelen ilim adamlarına elini öptürdü.Tamamı profösör olan katılımcılar iki gün boyunca sayın Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli tezinin orjinalliğini,tüm ülkeler için bir çare bir çıkış formulü sunduğunu anlata anlata bitiremediler.

Daha mecliste dahi olmayan bir partinin lideri olarak Avrupanın ilim çevrelerine elini öptüren Haydar Baş'ın yarın iktidar olunca neler yapabileceğini varın siz hesap edin.
Anadolu topraklarını altında yatan yer altı zenginliklerini haçlı tefeciler değil,yabancı şirketler değil, yine bu ülkenin insanı Müslüman Türk milleti kullanmalıdır diyen, Vatandaşlık maaşı vadeden, Ev hanımlarına işçi statüsü kazandırıp emeklilik vadeden,
Sınavsız üniversite ve okuyan her çocuğa eğitim bursu vadeden,
Bekarlara faizsiz evlilik kredisi vadeden,
Devlet babadır ya vatandaşına iş bulur ya da aşını verir ilkesi doğrultusunda projeler geliştiren,
Köylü ve çiftçi gerçekten efendi olacak ve bizim iktidarımızda altın çağını yaşayacak diyen BTP iktidarında buluşmak üzere Saygılarımla ..
_________________
.                            

 'Düşmanlarınızı affedin bu bir büyüklüktür. Ama onları unutmak büyük bir aptallıktır. ' (J.f kennedy) 

  TARİHE SIĞMAYAN DESTAN ÇANAKKALE GEÇİLMEZ FİLMİ

Yukarıdaki Resmi Tıklayarak Filmi İzleyebilirsiniz

 
  Laughing http://www.google.com/sky/ Laughing (GOOGLE SKAY ile uzayı izleyin)
 
 
TUNALIM grubuna kayıt ol
E-posta:
bu grubu ziyaret et

 

NEDEN MİLLİ EKONOMİ?..

 

Milli Ekonomi Modeli

                                        (((ABD'nin Dolar Tuzağı )))

Amerika Birleşik Devletleri, II. Dünya Savaşı'ndan tek süper güç olarak, güçlü bir endüstriyel altyapı ve geniş altın rezervleri ile çıkmıştır. II. Dünya Savaşı'ndan sonra 1944'de, ABD'nin öncülüğünde 44 ülkenin katılımıyla Bretton Woods şehrinde bir toplantı yapıldı. Bretton Woods Konferansı'nda yeni bir para sistemi kabul edildi. Sistemin işlemesi için IMF ve Dünya Bankası kuruldu. Yeni bir sabit kur sistemi getiren ABD Hazine Bakanlığı altını dolara sabitlediğini ve doların altın kadar değerli olduğunu açıkladı. Bundan sonra tüm değerli madenler ve petrolün satışı ABD doları ile yapılmaya başlandı. Böylece ABD doları rezerv para, anahtar para oldu. Bugün çatışmaların ana gündem maddeleri: Petrol ve rezerv para olabilmek savaşı…

Dünyada daha önce altına bağlı bir para sistemi vardı. Altına dayalı para sistemi, 'elde ne kadar altın varsa o kadar para basılabilir' esasına dayanmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, 1944 yılında aldığı kararla tedavüldeki dolarını altına bağlı olarak bastığını, doların altın karşılığı basıldığını tek yanlı bir biçimde dünyaya ilân etmesi ile ekonomik ilişkileri olan dünyadaki bütün ülkelere de millî paralarını artık altına göre değil, ABD dolarını bloke ederek ayarlamalarını önerdi. ABD bu kararının ardından karşılıksız olarak dolar basmaya başladı.

ABD ile ekonomik ilişki içinde olan çoğu ülkeler, ABD doları bloke ederek para basma yoluna gittiler. Böylece dünyada altına ayarlı para sistemi, ABD dolarına bağımlı hale geldi. Bu durum ABD'ye bağımlı bütün ülkelerin mali durumlarını bozdu. Dünyada rezerv para haline gelen doları basan ABD, petrole para vermeden petrol faturasını diğer ülkelere ödetir oldu.

1968 yılında Fransa'da De Gaulle, Almanya'da Adenaur bir araya gelip, ABD'nin bu yanlış ve dünyanın mali yapısını bozan para sistemine karşı harekete geçtiler. Fransa ve Almanya hükümetleri, ABD'nin uygulamak istediği parasal politikaların tutarsızlığını göstermek için dolar toplayıp, karşılığında ABD'den altın talep edeceklerdi. ABD altın veremeyince de sistemin tutarsızlığı ortaya çıkacaktı.

Dünya altın rezervlerinin en çok olduğu Rusya'dan ABD'nin altın alamaması için De Gaulle derhal Rusya'ya gitti. De Gaulle daha havaalanında iken, ABD'li bir gazeteci: 'Rusya'dan komünizm mi ithal edeceksiniz? ' sorusunu De Gaulle'e sordu. General De Gaulle: 'Dünyayı bizim sistemimiz ve Rusların sistemi mutlu edemedi. İnsanlık ancak başka bir sistemle mutlu olabilir' dedi. Bu gelişmeler üzerine CIA harekete geçerek, Avrupa komünizmini ortaya attı. Fransa'da 68 kuşağı sokağa düştü. De Gaulle istifa etmek zorunda kaldı. Böylece ABD, Fransa ve Almanya'nın dolara bağlı para politikasını engellemelerine imkân bırakmadı.

1970 yılında ABD'nin dış ticareti açık verince, altın karşılığı dolar alan ülkelerde bir panik oldu. Bu durum 'Acaba elimizdeki doların altın karşılığı var mı? ' sorusunu gündeme getirdi. ABD Başkanı Richard Nixon, 15 Ağustos 1971'de ABD dolarını devalüe ettiklerini açıkladı. Daha sonra ABD dolarının Şubat 1973'deki devalüasyonu ile dolara bağlı para sistem bir çöküş yaşadı.

Bugüne geldiğimizde; ABD, IMF ve Dünya Bankası aracılığı ile borç verdiği ülkelerin hükümetlerine baskılar yaparak, dolara olan bağımlılığı artırdı. ABD, IMF ve Dünya Bankası kanalları ile dünya ekonomisini çökerttiği gibi, Üçüncü Dünya'nın mazlum milletlerinin el emeklerini, ekonomik varlıklarını karşılıksız olarak bastığı kağıt parçaları ile sömürdü. Misâl vermek gerekirse bugün Türkiye Merkez Bankası'nda 3 Şubat 2006 itibariyle 52 milyar 871 milyon dolar döviz rezervi vardır. IMF ve Dünya Bankası politikalarını uygulayan Türkiye, 1999 yılı sonu itibariyle 155 milyar dolar borçlu hale geldi. Türkiye'nin borçları sürekli artıyor. Son üç yılda (2003-2004-2005 yılları) toplam borç stoku 216 milyar dolardan 343 milyar dolara çıkmıştır. Türkiye, IMF ve Dünya Bankası'ndan aldığı borç paralar karşılığında milyarlarca dolar faiz ödüyor. Türkiye her yıl yaklaşık 65 katrilyon faiz ödemektedir. Türkiye, IMF'ye en çok faiz ödeyen ülkelerden biridir. IMF yetkilileri, Türkiye'ye sürekli övgüler yağdırmaktadır. 31 Ocak 2006 tarihinde IMF Birinci Baş Yardımcısı Anne Krueger: 'Türkiye mali disiplini uygularken ekonomik büyümenin de sağlanacağının örneği' demiştir.

ABD kurduğu tuzaklarla Üçüncü Dünya milletlerini sömürmeye devam ediyor. ABD dolarını kullanan ülkeler bu kararlarından vazgeçerek, altına dayalı para sistemini uygulamada kararlı olurlarsa, ABD ekonomisi çöker. Çünkü ABD ekonomisinin bugünkü yapısı sömürü temelleri üzerinde duruyor. ABD, dünya ülkelerini karşılığı olmayan doları basarak, değersiz kağıtları mala çevirerek, sömürüyor.

Bugün ABD'yi yönetenler, neo con'lar ve Siyonist Çok Uluslu Şirketlerin yöneticisi evengelist'lerdir. ABD'yi yönetenler, paraya ve basına hükmederek kitleleri manipüle ediyorlar. Bu nedenle ABD'yi yıkacak çelişkiler kendi içinde vardır.

ABD gün geçtikçe sömürü temelleri üzerinde duran ekonomisinin çökeceği konusunda bir korkuya düşmüştür. ABD'yi korkutan bugünkü nedenlerin başında petrolün avro ile satışının yapılmasıdır. Yani ABD petro-avro tercihinden korkmaktadır. Bunun için İslâm Dünyası'na yönelik gerek ekonomik gerek askeri, gerekse kültürel ve dini bir saldırıya geçmiştir. Afganistan ve Irak işgalleri bu korkunun sonucudur. Bugün İran ve Suriye'ye karşı girişilen harekât ABD'nin çöküşünü daha çok hızlandıracaktır. İslâm Ülkeleri'nde, ABD ve Batılı şirketlerle yapılan şirket evlilikleri sonucunda, bu şirketler yabancıların eline geçmektedir. Bu şirket evliliğini yapan iş adamları, zamanla dışlandıklarında, bizden daha fazla ABD düşmanı olacaklardır. Çünkü ABD'nin sömürüye dayalı tuzakları sinsiliklerle doludur.

2005 yılında, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın açıklamaları ile Tahran yönetimi merkez bankasında bulunan döviz rezervlerinin tamamını avro'ya çevirme kararı aldı. Ayrıca bundan böyle petrol ihracatını da avro ile yapabileceğini dünyaya duyurdu. Başka ülkelerde bu konuda kafa yoruyor. ABD, dolar- avro tartışmasını bastırmak için İran'a karşı nükleer tehdit uydurmacalarıyla saldırı başlatmıştır. İran'ın dik ve sert duruşu karşısında, şaşkına dönmüştür.

ABD bu çılgınlığını artırmıştır. ABD, İran'ın cesur tavrı sonucu, dünyada dolardan olabilecek kaçışın önüne geçebilmek için başta Avrupa ülkeleri olmak üzere basındaki adamlarını kullanarak, harekete geçmiştir. ABD'nin bu çılgın ve çirkin plânı kendini hemen göstermiştir. CIA ajanları derhal devreye girmiştir. Danimarka'daki küstah Jyllands Posten gazetesi, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) 'e karikatürle çirkin hakaretlerde bulunmuştur. Bu çirkin karikatürlerin Norveç, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve Amerika medyasında da yayınlanması, Batı'nın iğrenç yüzünü bir defa daha açık bir biçimde göstermiştir. Avrupa'daki karikatür küstahlığı CIA ajanları tarafından gündeme getirilmiştir. ABD, petro-avro tercihini engellemek için karikatür küstahlığını ortaya atarken, Avrupa Ülkeleri ile İslâm Dünyası arasında gerginlik meydana getirmiş olup, böylece haçlı zihniyetinin gizli niyetleri de dışa vurmuştur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 'e yapılan bu çirkin hakaretleri telin ediyoruz. Bunu yapanlara birgün dersleri elbette verilir. Bu caniler bunun bedelini ödeyeceklerdir. Allah her şeye hâkimdir. Müslümanlar çok duyarlıdır. Bu böyle biline… ABD ve haçlı sürüsü ülkelerin ürünlerini şuurlu Müslümanlar almama ve kullanmama yönünde tepki gösterdiler. Bununla beraber İslâm Ülkeleri'nde bulunan yerli işbirlikçisi firmalarında Müslümanlar tarafından boykot edilmesi gündemdedir.

ABD, İran'a karşı saldırı hazırlığındadır. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, ABD Başkanı Bush'un saldırganlığına karşılık olarak, 2 Şubat 2006'da şunları söylemiştir: 'Siz kendi ülkenizde bile iğrenç sayılıyorsunuz. ABD'ye ölüm artık bütün dünyanın sloganıdır.'

ABD, çirkin plânları ve saldırgan tutumu ile Hıristiyan-Müslüman çatışması çıkartmaya çalışıyor. Aslında bunu yaparken kendi sonunu da hazırlıyor. 'Uyuyan bir aslan olan İslâm Dünyası'nın uyanması ile zaten çökmekte olan ABD hem ekonomik hem de siyasi yönden daha çok çökecektir. Çünkü o zaman Müslümanlar siyasi ve ekonomik kararlarını etki altında kalmadan vereceklerdir. O zaman millî paralar dolara karşı değil, altına karşı basılacak ve tedavüle çıkacaktır. ABD'ye olan bağımlılık ortadan kalkacaktır. İslâm ekonomisinde de para altın karşılında basılır ve tedavüle çıkarılır.

ABD'ye karşı tepkiler giderek artmaktadır. Bir petrol üreticisi ülke olan Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, 4 Şubat 2006 tarihinde, Washington yönetiminin zayıflamakta olduğunu belirterek, şunları söylemiştir: 'Kaygı duymakta haklılar, çünkü burada neler olduğunu biliyorlar. Onlar sonsuza kadar ABD imparatorluğunu her anlamda muhafaza etmeye çalışacak, biz de o imparatorluğu parçalamak için mümkün olan her şeyi yapacağız.'

ABD, Irak'ı işgal edince bir HonKong, Çin ve Dubai gibi ticaret merkezleri yaparak ucuz iş gücü ile ucuz mal toplayıp, çok para kazanma hayalleri kurmaktadır. BP tarafından hazırlanan dünya enerji raporuna göre Irak 115 milyar varillik petrol rezervleri ile dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip üçüncü ülkesidir. Dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip ülkelerden Suudi Arabistan birinci sırada yer alırken, İran ikinci sırada yer almaktadır. Kovboy Amerika ve Siyonistler, para ve haber ağlarını devamlı kontrol altında tutacaklarını sanmaktadırlar. Ama boşunadır.

Petro-avro tercihinde AB ülkeleri ile de karşı karşıya olan Amerika, dolar ve avro savaşının petrol ayağında şimdilik avantajlı gibi görünüyor. Büyük problemlerle boğuşan ABD ekonomisi, askeri saldırganlığı ile problemlerini gizliyor. Çöküş sinyalleri veren Amerika, ne kadar çılgınlık yapsa da, yaptıklarının bedelini mutlaka ödeyecektir. Milletleri dolar tuzağına düşüren ABD çöküyor. Üçüncü Dünya'nın mazlum milletleri ne kadar cesur ve kararlı adımlar atarlarsa, ABD, o kadar çabuk çökecektir. ABD, Müslümanlara ve mazlum milletlere karşı kurduğu tuzağa kendi düşmektedir.


(((Derin-merkez “ulus-devlet”leri nasıl çökertiyor? )))

Borç alan, emir alır.
IMF programlarının başlatıldığı ülkelerde hükümetlerin istediğimiz adımları atmaları yapacağımız yardım programından önce gelmeli. Önce reform, sonra para!
ABD Hazine Bakanı Paul O’Neill

Küreselleşmeci Batı ulus-devlete karşıdır, onu yıkılacak ilk hedef olarak görür. Çünkü neoliberal politikalara karşı direnci, ancak ulus-devletler gösterebilir. Bu sebeple Derin-Merkez ulus-devleti etkisizleştirmek, bu devletleri ulusallık niteliklerinden soyutlayarak, küreselleşme süreciyle uyumlu bir kalıba sokmak ister. Peki, nasıl yapıyor bunu? ulus-devletleri üç taraftan baskı altına alıp yeniden biçimlendirme yoluyla: Ulusüstüleştirme, bölgeselleştirme ve yerelleştirme…

Okumakta olduğunuz yazıda, “ulusüstüleştirme”nin nasıl yapıldığına dair bazı somut bilgiler vermeyi deneyeceğim. Yararlandığım başlıca kaynak Michel Chossudovsky’nin “Yoksulluğun Küreselleşmesi: IMF ve Dünya Bankası Reformlarının İçyüzü” [Çeviren: Neşenur Domaniç, Çiviyazıları, İst., 1999, ss.53-64] adlı ünlü yapıtıdır.

1800’lerin sonları… Dünya üzerinde bir avuç zengin, daha sonraki yüzyılda dünyaya yön verecek olan bir devletin, Amerika Birleşik Devletleri’nin varlıklarının yarısından fazlasına ve dünya petrolüne sahip duruma geliyor. Bu bir avuç kapitalist, 1900’lerin hemen başlarında birtakım vakıflar ve örgütler kurmaya başlıyor. Neden acaba? Kendilerini, niyetlerini ve faaliyetlerini bu vakıf ve örgütlerin ardına gizlemek için! Dünyayı şekillendirmeye yönelik bir “mimarlık” gerçeğinin kanıtları olarak işte bu kuruluşlar: Federal Reserv (1913) , Dış İlişkiler Konseyi (CFR, 1921) Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve IMF (1944 - 1945) , Bilderberg organizasyonu (1954) , Trilateral Komisyon (Üçlü Komisyon, 1973) , Dünya Ticaret Örgütü (1995) . Dikkat! Aralarında Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu da var!

Ulusüstüleştirme “ulus devletin -örneğin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin- ekonomik ve mâli alandaki yetkilerini giderek ulusüstü kurumlara devretme süreci” şeklinde tanımlanabilir. Söz konusu dayatmalar, esas itibariyle IMF ve Dünya Bankası’nın “destek” programları içinde yer almaktadır. Yazımda önce bu dayatmaların mahiyetini ortaya koyacak, ardından ulus-devletin yetkilerinin nasıl budandığını göstermeye çalışacak, “yapısal reform” aracı olarak kullanılan devalüasyon üzerinde duracağım.

I) Önce borçlandırma...

A) Ulus-devleti ulus devlet yapan yetkilerin devri bağımsız ülke uluslararası finans kuruluşlarının (Bretton Woods kuruluşlarının) vesayeti altına sokularak sağlanır. Peki, nasıl? Yanıtı çok basit: Önce o ülke -”dahilî bedhahlar”ın sağladığı iç destekle- borçlanmaya itilir. Sonra şunlar yapılır:

-Ülke ile bir kredi anlaşması imzalanır.

-Bu anlaşmaya “kredi alma koşulları” eklenir.

-Bu koşullar vasıtasıyla ilgili ülke, ulusal iktisat politikalarını Bretton Woods kuruluşlarının (IMF ve Dünya Bankası’nın) çıkarları ve talepleri doğrultusunda değiştirmeye zorlanır.

İlk hedef ulus-devleti bir borç sarmalı içine sokmaktır. Tabii, borç yükü zamanla artar. Süreç içinde, yeniden takvimlendirme, yeniden yapılandırma, borç değiştirme gibi işlemlere başvurulur. Ancak bunlar ülkenin durumunu değiştirmez, hattâ daha kötüye götürür. Ülke döviz gelirlerinin gittikçe daha büyük bir bölümünü borç servisine ayırır. Zamanla reel borç servisi akımı, yeni sermaye girişini aşmaya başlar. Bu değişim; ülkenin artık zengin ülkeler lehine bir net sermaye ihracatçısı konumuna gelmiş olduğunu gösterir.

B) Ulus-devlet bir yandan bir borç sarmalına sürüklenirken, öbür yandan da bir “borç yönetimi” düzeni şekillenmeye başlar, yani bir tür “finans mühendisliği” söz konusudur. Oluşturulan borç yönetiminin tek bir işlevi vardır: O ülkenin, mali yükümlülüklerini kanıksaması ve bu yeni konumuna sürekli olarak katlanır hale getirilmesi.

Finans mühendisliği çerçevesinde ihtiyaca göre değişik işlemlere başvurulur: Borç geri ödeme takvimi özenle yeniden belirlenir. Faizlerin mutlaka düzenli olarak ödenmesi sağlanır. Buna karşılık anapara geri ödemeleri ertelenebilir. Borçlar takas edilebilir. İflas noktasına gelmiş ülkeye, borçlarını ödeyemez noktaya gelmesini önlemek için “yeni borçlar” verilir.

Ancak dikkat! Bütün bunları, yani “borç geri ödeme takviminin yeniden belirlenmesi”ni bir şartla kabul ederler: Ulus-devlet hükümetinin, yapılacak yeni borçlanma anlaşmasına eklenen koşulları, yani “uygulanacak politikalara ilişkin koşullar”ı kabul etmesi şartıyla! ... Bu kabulün iki anlamı vardır:

-Ulus devlete, borç servisi ilişkisinin meşruiyeti zorla kabul ettirilmiştir.

-Borçlu ülkenin bağımsız ve ulusal bir ekonomi politikası uygulaması önlenmiş olur.

Böylece ulus-devlet, iki yönden darbe yemiş olur:

-Ulus devletin başlıca özelliği olan bağımsızlık niteliği biraz daha zedelenmiştir.

- Ulus devlet ekonomik alandaki yetkilerinin bir kısmını daha, Derin-Merkez’in emrinde olan ulus-üstü bir kuruma devretmiştir.

II) Kredi alma koşulları

A) Dünya Bankası’nın (DB) kredi anlaşmaları da çok katı “kredi alma koşulları” içerir. Banka borç isteyen ülke hükümetine parayı ancak iki şartla verir:

-Hükümetin “yapısal uyum reformları”nı kabul etmesi,

-Bu “reformlar”ın hayata geçirilmesi için konan sürelere kesinlikle uyması.

“Yapısal uyum reformları” borçlu ulus-devlet ekonomisine, “Derin Merkez”in istediği şekli veren, dolayısiyle onu “ulus-devlet” olmaktan çıkaran neoliberal politika değişiklikleridir.

Yapısal uyum programı çerçevesinde IMF reçetelerinin benimsenmesinin çok önemli bir yönü daha vardır: IMF’nin bir yerlere yeşil ışık yakması! ... Bu yerleri tahmin etmek zor değil: Elbette Paris ve Londra klüpleri, yabancı yatırımcılar, ticarî bankalar ve diğer uluslararası kredi kuruluşlarıdır bunlar.

Ya ilgili ülke IMF’nin dayattığı politika önlemlerini kabul etmekten kaçınırsa? O zaman o ülke mâlî sıkıntılarının giderilmesi konusunda çok ciddî zorluklarla karşı karşıya kalacak demektir. Meselâ “borçları geri ödeme takvimi”nde bir değişiklik yapılmayacaktır. Yeni kredi ya da dış yardım alamayacaktır. Hattâ kısa vadeli krediler bile bloke edilecektir. O ülke yalnız bırakılacak, daha da zor koşullara terk edilecektir. Kısacası, yaptığına pişman edilecektir.

B) Toparlarsak, âcil kredi anlaşmalarına özel amaçlı “kredi alma koşulları” eklenmektedir. Bu anlaşmalar borçlu ülkenin “uygulayacağı politikalar”a dayandırılır.

Derin-Merkez kuruluşları (IMF ve DB) bir ülkeye kara gözü ve kaşı için kredi açmaz. Bu kredilerin bir bedeli, değerli bir karşılığı vardır: Borçlanan ülkenin, ekonomik bağımsızlığından bir parça daha vazgeçmesi! ... Oysa bağımsızlık ulus-devletin olmazsa olmaz bir niteliğidir.Böylece her yeni kredi anlaşmasıyla ulus-devletin bağımsızlık niteliğinin bir parçası daha yok edilmiş olur. Daha somut bir ifadeyle “krediler kapsamlı bir makroekonomik istikrar programı ve yapısal uyum reformunun benimsenmesi karşılığında” verilir. Anlaşma herhangi bir yatırım, bir kalkınma programı ile ilgili değildir. Krediler tek bir hedefe yöneliktir: Borçlu ülkeye dayatılan politika değişikliklerinin desteklenmesi! ...

Söz konusu politika değişiklikleri Korkunç İkizler (IMF ve DB) tarafından sıkı bir şekilde gözetim altında tutulur ve sürekli değerlendirilir. Eğer ilgili ülkenin hükümeti anlaşma koşullarına uymazsa, ödemeler derhal durdurulur. Ülke, uluslararası kreditörlerin kara listesine alınır.

Alınan fonların hiçbir bölümü yatırımlara yönlendirilmediği için, kredi anlaşmalarının mahiyeti reel ekonominin lehine değildir; başkalarının, Derin-Merkez’in ve Merkez Ülkelerin lehinedir. Uyum kredileri, kaynakları ulusal ekonomiden uzaklaştırır. Ülkeyi zengin ülkelerden ithalat yapmaya yönlendirir. Somut bir örnek verirsek, tarımın uyumunu desteklemek amacıyla verilen borç para, tarımsal kalkınma projelerine yatırılmaz. Buna karşılık söz konusu kredilerle dayanıklı tüketim malları ve lüks mallar ithalatı serbest bir şekilde yapılabilir. Böyle bir sürecin sonunda doğal olarak yerel ekonominin durgunluğa girmesi, ödemeler bilançosu dengesizliğinin ve borç yükünün artması kaçınılmazdır.

Oysa ulus-devlet başlıca hedefi “ülkenin sanayileşmesi ve halkın refahının artması” olan devlettir. IMF uygulamasının, ulus-devleti nasıl işlevsizleştirdiği burada da açıkça görülüyor.

III) Yetkileri tırpanlama araçları

Ulus-devlete ait yetkilerin tırpanlanmasının somut araçları; Niyet Mektubu,”Politika Çerçevesi Metni”, “IV. Madde Konsültasyonları” ve “Kamu Harcamalarının Gözden Geçirilmesi”dir.

A) Kredi görüşmeleri yapılmadan önce, ciddî reformlar talep edilir. “Reform”dan kastedilen, Derin-Merkez’in, borçlanan ulus-devletten talep ettiği politika değişiklikleridir. IMF ulus-devlet hükümetinden şunu kanıtlamasını ister: Kendisini IMF’nin istediği ekonomik reformu yapmaya ciddî bir şekilde adamış olmak… Bu kanıtlama IMF’ye verilen, “Niyet Mektubu” adlı bir belge ile yapılır. Hükümet bu belgede “makroekonomik politikalar ve borç yönetimi konusundaki temel yönelimleri”ni açıklar. Bu açıklama, ülkenin “IMF’nin ekonomiye ilişkin emirlerini yerine getirmeye hazır olduğu”nun teknik ifadesinden başka bir şey değildir.

Kredi bir kez verilince, uygulanan politikalar konusundaki performans Washington kurumları tarafından her üç ayda bir ve sıkı bir şekilde takip edilir.IMF ödemeleri toptan değil, dilimler halinde yapar. Eğer yapılan “reformlar” doğru yolda -yani IMF’nin istediği şekilde- değilse, ödemeler hemen durdurulur. Ülke ânında kara listeye alınır. IMF bu yola ilgili ülkenin “borç servisi yükümlülüklerinin gerisine düşmesi durumu”nda da başvurur. Artık borçlu ülke “ticaret ve sermaye akımları alanında misilleme” tehlikesiyle karşı karşıyadır.

B) Birçok borçlu ülke hükümeti, Washington merkezli kurumlarla (IMF ve DB ile) yaptıkları anlaşmalar çerçevesinde, önceliklerini “Politika Çerçevesi Metni” adlı bir belgede özetlemek zorunda bırakılır. Bu belgenin metni IMF ve Dünya Bankası’nın yakın gözetimi altında ve bir standart forma göre kaleme alınır. İki örgüt, uygulanacak politikalarla ilgili olarak net bir iş bölümü yapmışlardır:

-IMF döviz kuru ve bütçe açığıyla ilgili müdahalelerde bulunur.

-Dünya Bankası reform sürecine müdahale eder. Bunu borçlanan ülke düzeyindeki temsilciliği ve çok sayıdaki teknik kurulu aracılığıyla yapar.

C) IMF bir ülkenin ekonomik performansını “IV. Madde Konsültasyonları” çerçevesinde yıllık olarak takip eder. İlgili ülkenin ekonomisini düzenli olarak inceler. Bu inceleme borçlu ülkenin ekonomik politikaları konusundaki “IMF gözetim faaliyetleri”nin temelini oluşturur.

D) Buna karşılık Dünya Bankası, borçlu ülkede pek çok bakanlıkta temsil edilir. O bakanlıkların, örneğin sağlık, eğitim, sanayi, tarım, ulaştırma, çevre,… reformları, Banka’nın denetimi altındadır. Dünya Bankası 1980’lerin sonlarından beri, “Kamu Harcamalarının Gözden Geçirilmesi” aracılığıyla, borçlu ülkedeki şu faaliyetleri de kendi denetimine almış bulunmaktadır:

-Kamu işletmelerinin özelleştirilmesi,

-Kamu yatırımlarının yapısı,

-Kamu harcamalarının bileşimi.

Neden özelleştirme? Neden kamu harcamaları? Çünkü Derin-Merkez, devleti, ulus-devleti hedef alıyor. Onu ekonomiden sürüp çıkarmak istiyor. Ulus devleti, kendi halkının hizmetinde görmek istemiyor.

IV) “Yapısal reform”un araçları: Devalüasyon

Dikkat edilirse uluslararası finans kurumlarının dayattığı iktisat politikası önlemlerinde “yapısal uyum” kavramı ön planda yer almaktadır. Yapısal uyum ise iki ayrı evre halinde düşünülür:

-Kısa dönemli makroekonomik istikrar önlemleri (devalüasyon, fiyatların serbest bırakılması ve bütçe disiplini) ,

-Bir dizi köklü, gerekli görülen yapısal reform.

IMF-Dünya Bankası ikilisinin istikrar önlemleri iki açığı hedef alır: Bütçe açığı ile ödemeler bilançosu açığı. Dünya Bankası’na göre “makroekonomik politikanın “doğru yol”a sokulması bunlar üzerine gidilerek sağlanır. Şöyle ki bütçe açığı küçültülürse, enflasyon kontrol altına alınır; ardından ödemeler dengesi sorununun önüne geçilir. Gerçekçi bir döviz kuru, dış rekabet gücünü artırır.

Makroekonomik “reform”ların en önde gelen aracı, döviz kurudur. Devalüasyon kararları konusunda IMF kritik bir rol oynar. Döviz kuru reel ücretleri ve üreticilere ödenen reel fiyatları belirler.

IMF her zaman, ulusal paranın “aşırı değerli” olduğunu ileri sürer. O sebeple devalüasyon hep talep eder. Bu koşulunu genellikle “yapısal uyum kredisi görüşmeleri”nden önce iletir. IMF-Dünya Bankası ikizlerinin “gizli gündemi”nin ilk hedeflerinden biri budur, yani ulusal paranın istikrarsızlaştırılmasıdır.

IMF, anlaşma’nın VIII. maddesi çerçevesinde, birden fazla döviz kuru uygulamasını ve döviz kontrolünü de yasaklamıştır.

IMF kaynaklı devalüasyonun toplusal etkisi, âni ve yıkıcıdır. En zorunlu malların fiyatları bir gün içinde artar: Gıda maddeleri, ilaçlar, akaryakıt, en hayatî kamu hizmetleri gibi… Devalüasyon enflasyonu ve fiyat “dolarizasyon”unu tetikler. IMF, hükümeti bir “anti-enflasyonist program” uygulamaya zorlar. Ancak bu programın, enflasyonun gerçek sebepleriyle ilgisi sınırlıdır. Program, bütünüyle “talebin daraltılması”na dayanır. Talebin daraltılması ise şunları gerektirir:

-Kamu çalışanlarının işten çıkarılması,

-Sosyal hizmetlerde büyük kesintiler yapılması,

-Ücretlerle enflasyon arasındaki bağın koparılması.

Sonuçta, devlet gelirlerinin büyük bir bölümü borç servisine yönlendirilir. IMF’nin baştan beri istediği de bu değil midir? O aslında görevini yapmaktadır. Çünkü o Derin-Merkez’in çıkarlarının bekçisi ve savunucusudur.

Devalüasyon yurt içi fiyatların, dünya piyasasında geçerli düzeye gelecek şekilde “yeniden ayarlanması”na yol açar. Bu “dolarizasyon” süreci, yurt içinde ani fiyat artışlarını tetikler. Bunun üzerine IMF “enflasyonist baskılarla mücadele” bahanesiyle, para arzına katı sınırlamalar getirir. Para arzı dondurulunca şu sonuçlarla karşılaşılır:

-Hükümetin reel harcamaları kısması,

-Reel ücretlerin düşmesi,

-Kamu çalışanlarının işten atılması.

Ülkede reel gelirler düşünce, bunun telafisi için nominal ücretlerin yükseltilmesi yönünde toplumsal bir baskı oluşur. Ancak IMF reel gelirlerin enflasyona bağlanmasına izin vermez. Çünkü yapılan anlaşma böyledir. IMF bu çerçevede şunları talep eder:

-Emek piyasasının serbestleştirilmesi,

-Toplu sözleşmelerdeki ücret ayarlamasını öngören maddelerin iptali,

-Asgarî ücretin tedricen kaldırılması.

Burada da IMF “sosyal devleti hedef almaktadır. Sosyal adalet ise ulus-devletin temel hedeflerindendir.

Sonuç

Derin-Merkez; Merkez’in içinde asıl güç kaynağı ve gerçek karar merkezi olup, dünyadaki servetin çok büyük bir kısmını elinde tutan, az sayıda Amerikalı sermayedar ve büyük bankerler grubudur”.

Ulus-devlet “kendi halkının çıkarlarını her şeyin üstünde tutan, temel hedefleri ulusun çağdaşlaşması, ülkenin sanayileşmesi ve gelişmesi, sosyal adaleti gerçekleştirmek olan, ulusal varlığa ve benliğe sahip çıkan devlet”tir.

Derin-Merkez’in emrinde olan IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar, ulusüstüleştirme yoluyla, yani yukarda örneklerini verdiğim yollarla ulus devleti ulus devlet yapan özellikleri birer birer ortadan kaldırıyor.

Çünkü IMF ve Dünya Bankası ulus-devletin bağımsız ve ulusal bir ekonomi politikası uygulamasını önler. Ekonomik ve mâli alandaki yetkilerini elinden alır. Parasına müdahale eder, oysa para devlet olmanın en başta gelen koşuludur. Borçlanan ülkenin sanayileşmesini, ekonomik gelişmesini engeller. Ülkenin yönetimine ortak olur. Ekonomik bağımsızlığını yok eder. Ulus-devlet halkını öyle bir yoksulluk ve sefalet içine iter ki giderek kendi öz devletinden soğutur. Böylece Ulus-Devlet, ulus devlet olmaktan çıkar ve o da Derin-Merkez’in, ABD’nin ve Avrupa Birliği’nin çıkarlarının emrine girer.

Ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti de hayli zamandır böyle bir yol üzerindedir.

“Uygar” dünya; devletleri artık işgalle, topla, tüfekle çökertmiyor.

Yurtsever sivil ve asker aydınlarımıza duyurulur.

Prof.Dr. Cihan Dura
SON SÖZ:
Dünyayı kasıp kavuran bir ekonomik kriz var ve bunu yıllar öncesinden uyaran bir lider var Şuan ABD bile çaresizlik içinde kıvranırken Koskaca Dünyada Sadece Bir İNSAN evet evet BİR İNSAN. 'BEN BU İŞİN KİTABINI YAZDIM SADECE TÜRKİYEYİ DEĞİL DÜNYAYIDA BU ÇİLEDEN KURTARIRIM ' Diyor ve Bunu Sadece Bir iddiada Bırakmayıp Alanında uzman YÜZLERCE PROFÖSÖRÜN ÖNÜNE KOYUP Hepsinin TAKDİR ve ÖVGÜLERİNE MASHAR Oluyor. BUNCA GERÇEK VARKEN SİZ HALA NEYİ TARTIŞIYORSUNUZ...
BAŞKA BİR ÇARESİ OLAN BU İŞİN MATEMATİĞİNİ FORMÜLÜNÜ BİLEN BİRİNİ BİLİYORSANIZ SÖYLEYİN ONUN PEŞİNDEN GİDELİM HODRİ MEYDAN.
YOK HAYDAR BAŞ SİYASETE YAKIŞMIYORMUŞ TA YOK EFENDİM SAHTE PROF. MUŞTA... VS... VS... BU YAKIŞTIRMALAR İFTİRALAR BELGELERLE ÇÜRÜYELİ YILLAR OLUYOR SİZ HALA ORALARDAMISINIZ GÖZÜNÜZÜ AÇIN ARTIK ÖNÜNÜZDE KOSKOCA BİR GERÇEK DURUYOR BUNU DÜNYA GÖRDÜ AMA MAALESEF HALA ÜLKEMİZDE GÖREMEYEN YADA BİRYERLERE HİZMET ETTİĞİ İÇİN GÖRMEK İSTEMEYENLER VAR
GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ KENDİNİZE GELİN
BU GEMİ BATARSA HEPİMİZ BOĞULURUZ...Deliormanlı

MİLLİ EKONOMİ MODELİNDE KADIN HÜRRİYETLERİ

 

“Hak denince akan sular durur” denmiş ama maalesef hak arayışına çıkanlar genelde istismar edilmiştir. Başlangıçta masum beklentilerle başlatılan kadın hakları, mücadeleleri, kapitalizmin en büyük istismar aracı olmuş, kadın onlar için ucuz işgücü olarak algılanmıştır. Kadınlar, vasıflarına ve onurlarını yakışmayan, zor ve uygunsuz işlerde çalışmak zorunda bırakılmıştır. Bu güne kadar, kadın haklarında istenilen hürriyet de elde edilememiştir. O zaman, kadının özgürlüğü hakkında da “Milli Ekonomi Modeline” bakmak gerekmektedir.

“Milli Devlet’in kadın ve özgürlük konusuna yaklaşımı da çok farklıdır. Her şeyden önce kadın ve erkek, insan olarak doğuştan gelen temel haklara sahiptir. Bu haklar, klasik haklar olarak ifade edilen özgürlükler olduğu gibi; sosyal ve iktisadi haklar da doğuştan gelen haklardır. Bu en temel hakların tamamını yaşayabilen kadın, gerçekte özgür olmaktadır.

Çalışmak zorunda olan kadın değil, istediği zaman çalışabilecek ama çalışmadığı halde kimseye ihtiyaç duymadan asgari bir gelire sahip olan kadın özgürdür.

Milli Devlet, elbette kadının çalışmasına karşı değildir. Ancak bir kadının, sabahın erken saatinde kalkıp akşama kadar çalışmasının, özgürlükle bir alakası olmadığına dikkat çekmektedir. Öyle ki, kadın, çalışmak için harcadığı zaman içerisinde istediği halde birçok şeyi yapamamaktadır. 

Ne kendine yeterince vakit ayırabilmekte, ne sosyal faaliyetlerle tam manasıyla ilgilenebilmekte, ne ailesine yeterince zaman ayırabilmekte, ne de kültürel-sanatsal faaliyetlerle yeterince ilgilenebilmektedir. Gelir düzeyi düşük toplumlarda kültürel-sanatsal faaliyetlerin az gelişmiş olması, o toplumdaki bireylerin kabiliyetsizliklerinden dolayı değildir…
Akşam eve götüreceği ekmeği veya aybaşın ödeyeceği kirayı düşünen bireylerden kültür ve sanat adına elbette çok fazla bir şey beklemek mümkün değildir.”

“Milli Devlet, kadına verdiği maddi desteklerle birlikte kadının çalışmasını zorunlu olmaktan çıkarmakta, bireysel bir tercih haline getirmektedir. İşte asıl özgürlük budur.”(Sosyal Devlet Milli Devlet / Sayfa 233–234 / Prof. Dr. Haydar Baş)

Modelin ilerleyen bölümlerinde gerek eğitim gerekse de sağlık hizmetlerinden en üst seviyede de istifade edebilecek fertlerin başında kadın ve çocuklarımız gelmektedir.
Kültürel ve sportif faaliyetler, öyle yaygın hale gelecek ki beldelerde bile bu haklara sahip olunabilecektir.

“Milli Ekonomi Modelinde” kadın haklarından, etraflıca bilgiler aktarmaya çalıştık. Gerçekten de kadına hak adı altında bugüne kadar tanınan haklar, onların hürriyetlerini daha kısıtlamış, onları daha fazla istismar edilir hale getirmiştir. Kadınlara, yaratılıştan elde ettikleri hakları doya doya yaşatacak, Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın “Milli Ekonomi Modeli” ve “Sosyal Devlet Milli Devlet” projeleridir. U.Kepekçi-Deliormanlı...

MUHTEŞEM MODEL, YÜREKLERDE TAHT KURDU!

   

 

MUHTEŞEM MODEL, YÜREKLERDE TAHT KURDU!

Bursa’da gerçekleştirilen 7. Milli Ekonomi Modeli Kongresi, yıllardan beri süre gelen AB-ABD ve IMF’ye endeksli siyaset yüzünden umudunu yitiren Türk milletinin umutlarını yeşertti.
Geçtiğimiz hafta sonu Bursa’da gerçekleştirilen 7. Milli Ekonomi Modeli Kongresini düzenleyen Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği’ne (UBEMB) Türkiye’nin her tarafından e–posta, faks, telefon yoluyla yüz binlerce tebrik ve takdir mesajı geldi. “Küresel Krizde Son Durum Ve Milli Ekonomi Modeli’nden Çözümler” konulu kongrenin kapanış konuşmasını tezin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş yaptı. Kapanış konuşmasında “Bizim önemli bir vasfımız var. Olayları dedikodudan ibaret bırakmayız, hepsine çare bulup reçete yazarız. Yani bizim görevimiz bir nevi doktorluktur” diyen Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş’ın konuşmasını yerli ve yabancı 100’den fazla bilim adamı takip etti.

MEM karşısında diğer sistemler kar gibi eriyor
Kongreye katılan yabancı akademisyenlerden Rusya Bilimler Akademisi Üyesi Prof. Dr. Victor Minin, Türkiye’yi ve Türkleri Müslüman oldukları ve Prof. Dr. Haydar Baş’ı yetiştirdikleri için sevdiğini söylediği konuşmasında Kapitalizm düzeninin sona ermekte olduğunu söyledi. “Batı kan dökmekten başka bir şeyden anlamaz” diye konuşan Prof. Minin, “Batı medeniyetinin artık dünya ülkelerine sunacağı bir şey kalmadı. Batının teklif edebileceği tek bir şeyi kaldı; savaş... Ama kimse savaşmak istemiyor. Dolayısıyla günümüzün savaşları para savaşlarına dönüşmüştür. Faize dayanan iktisat sistemi çöküyor. Bu süreç, Allah–ü Teala’nın öngördüğü doğal ve objektif bir süreçtir. Eski iktisat modelleri Bursa’ya yağan kar gibi eriyip gidiyor. Milli Ekonomi Modeli dönemi geliyor. Ben sizi seviyorum. Ülkenizi seviyorum. Lideriniz Haydar Baş’ı seviyoruz” dedi.

Prof. Dr. Baş Şii–Sunni ayrımına son verecek
Konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş’ın Ehli Beyt üzerine yayınlamak üzere olduğu Hz. Ali ve Hz. Fatıma kitaplarının önemine de değinen Rus bilim adamı Prof. Dr. Victor Minin, “Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli’yle ayağa kaldırmaya çalıştığı İslam dünyasında Şii– Sünni ayrımına da son vermeye çalışıyor” dedi. Prof. Minin şöyle konuştu: “Ehli Beyt üzerine çalışmalarıyla Prof. Dr. Haydar Baş Batı dünyasının sürekli kaşıdığı Şii–Sünni ayrımcığını çözmeyi amaçlamış. Bu ayrımcılığın çözümü ileride Müslüman ülkeler arasında çıkabilecek çatışmaları önleyecektir. Prof. Baş sadece problemi teşhis etmekle kalmamış çözümü için de adım atıyor. Bundan dolayı Haydar Baş’ı bir kez daha tebrik ediyorum.” 

Kongrenin etkisi büyük oldu
Yedincisi Bursa’da gerçekleştirilen Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nin vatandaşlarca yoğun bir şekilde beğeniyle izlendiği ve Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği’ne (UBEMB) e–posta, faks ve telefon yoluyla yüz binlerce tebrik ve takdir mesajı geldiği açıklandı. Asgari Ücretliler Derneği Genel Başkanı Kazım Çorap gönderdiği mesajda ekibiyle birlikte kongreyi ilgiyle takip ettiklerini ve Prof. Dr. Haydar Baş’la görüşmek isteklerini iletti.  UBEMB’ye Türkiye’nin her tarafından gelen mesajlardan bazıları şöyle:

Haydar Baş kavgaları bitirecek
Ferit Kaçar–Hakkâri: Ülkemizdeki kardeş kavgasını durduracak Kürt–Türk’ü kardeş yapacak tek insan.
Hürriyet Çiçekçisi– Siirt: Zevkle seyrettim. Türkiye’yi kurtaracak kişinin Haydar Baş olduğunu anladım. Kendisi ve diğer konuşmacılar mükemmeldi.
Mehmet Ceyhan – Kilis: Programı 10 kişilik arkadaş grubu ile izledik. Bizde oluşan kanaat içinde bulunduğumuz ekonomik buhranın tek çıkış adresi olarak bu işi sayın Haydar Baş’ın yapacağıdır.
Ali Metin Kurt – Mardin: Programı ailece izledik. Milli Ekonomi Modeli’ni destekliyoruz, takip ediyoruz ve hayata geçmesini bekliyoruz.
Süleyman Ayaz – Ankara: Kongre programını beğenerek izledik. AKP’nin miadı artık doldu.
Rıdvan hatipoğlu – Ankara: MEM beni çok etkiledi. Ben de BTP’de görev alabilirim.
Hasan Altıparmak – Antalya: Bu kadar bilim adamı nasıl bir araya gelebilir? Medya nasıl böyle müthiş bir olayı saklamaya çalışabilir.

Saadet MEM’den kopya çekiyor
Burhan Demir – İstanbul: Saadet Partisi Lideri Numan Kurtulmuş Prof. Dr. Haydar Baş’ın projesini kopya çekti. Haydar Hoca’nın farkı şimdi daha iyi anlaşılıyor. Fakat maaselef biz ona yanlış yaptık artık istikametimizi düzeltiyoruz. Saadet partisine oy vermiştim. Artık tövbe ediyorum. Bundan sonra desteğim Haydar Baş’a’dır.
Korhan Güngör – Yalova: Saadet Partisi yönelik konuşmalar yerinde ve çok haklıydı. MHP ve SP’nin tabanında bu kongre programı ciddi etkiye neden oluyor. Herkes Prof. Dr. Haydar Baş’ı beğeniyor.
Galip Kuzgun–İstanbul: AKP ve SP aynı şeyleri söylüyor. Bunlar aslında seçimlerde birbirlerine çalışan partiler. Tek doğru konuşan ve proje üreten BTP ve Prof. Dr. Haydar Baş.
Ahmet Emin Göksel – Edirne: Saadet partisinin de vatandaşlık maaşı demesi dikkatimizi çekmişti. Bu sözle Saadet Partisi BTP’yi ve Prof. Dr. Haydar Baş’ı doğrulamış oldu.

Bağımsızlık için MEM şart
Durmuş Akgün – Aydın/Öğretmen: Türkiye’nin tam bağımsızlığı, özgürlüğü için Milli Ekonomi Modeli’nin bu ülkede uygulanması lazım.
Şahin Katar– Zonguldak: Programı izledim. Prof. Dr. Haydar Baş’ın projeleri çok hoşuma gitti. Bundan sonra sizinleyim.
Adem Büyük – Bitlis: Programı izledim. Önceden MHP’li idim. Haydar Baş’ın fikirleri çok hoşuma gitti. Bundan sonra ailece oylarımız size.
Ahmet Köse – Kayseri: Profesörlerin görüşleri çok olumlu. Üniversite mezunu arkadaşlarla birlikte izledik. Akla çok yatkın düşünce ve tez. Keşke hemen hayata geçse.
Mehmet Güler – Diyarbakır: Prof. Dr. Haydar Baş, Vatandaşlık Maaşı projesini kopya eden Numan Kurtulumuş’a çok güzel cevap verdi. Onu adeta mahvetti.

MHP’yi bıraktım BTP’li oldum
Ayhan Kırgız – Muğla: Bu kongreyi izleyene kadar MHP’yi destekliyordum. Bu programı izledikten sonra fikrimiz tamamen değişti 15 kişilik arkadaş BTP’ye üye olacağız ve iktidar yapmak için çalışacağız.
Fatih Özkan – Rize: Prof. Dr. Haydar baş’ı takip ediyorum. Milli Ekonomi Modeli’nden başka çare olmadığını düşünüyorum.
Erkan Uğur – Trabzon/Esnaf: Yabancı bilim adamlarının çokluğu dikkatimi çekti. Türk akademisyenlere sitem ediyorum bu konuya eğilmelerini bekliyorum. Bu modelin uygulanmasına fırsat verilmeli.
Ahmet Katar – Trabzon: Haydar Hoca orijinal tespitler yapıyor. Bunların hepsi yüzde 100 uygulanabilir.
Fatih Akın – Bursa: Bu millet haydar hocayı tanımalı. Bu konuda üzerimize ne düşerse yapmaya hazırız.

Haydar Baş’tan başka kimse kalmadı
Ali Haydar Dursun – Trabzon: Rusya’da işçilik yapıyorum. Milli Ekonomi Modeli Rusya’da uygulanıyor. Mesela doğum parası veriliyor. Biz buna şahidiz. Niçin bu model ülkemizde uygulanmıyor.
Nuray Gökçe – Yalova/ Emekli öğretmen: Öteki siyasetçilerin hiç projesi yok artık desteğim güçlü bir projesi olan Haydar Baş’a’dır.
Ahmet Kapıcı – Hatay/Dörtyol: Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nden çok etkilendik. 60 oyumuz var bundan sonra destekleyeceğiz.
Şakir Genç – Çanakkale: Türkiye’nin ve dünyanın başka alternatifi kalmamıştır. Dünyanın Milli Ekonomi Modeli’ne ihtiyacı vardır.
Mustafa Yıldız – Şanlıurfa: Böyle büyük bir kongrenin düzenlenmesi ve ayrıca yüzlerce yabancı bilim adamlarının oraya gelmesi ve Sayın Haydar Baş’ı desteklemesi çok büyük bir olay. Çok etkilendim.

Herkes bu kongreyi konuşuyor
Murat Bahçeci – Samsun: Dünyadaki ilim adamlarının Milli Ekonomi Modeli’ne ilgisi beni çok etkiledi. Çevremde herkes Milli Ekonomi Modeli’ni ve bu kongreyi konuşuyor. Millet olarak bu modeli desteklemekte geç kaldığımız için utanmamız lazım. Ekonomik kriz derinleştikçe Milli Ekonomi Modeli daha iyi anlaşılıyor.
Mustafa Maral – Mersin: Programı 10 kişi toplanıp izledik. Çok beğendik. Demek ki ülkemizde böyle güzel şeyler de olabiliyormuş.
Ferhat Kalemci – Tarsus / Emekli öğretmen: Haydar hoca ne büyük bir cevher. Programı ilgiyle takip ettim.
Suat Hayri Sapmaz – Bolu: Kongreye Bolu’da çok ses getirdi. Bundan sonra haydar hoca nerede ise biz de orada olacağız.
Gürbüz Öztürk – Gümüşhane: Tek kelimeyle muhteşemdi gün geçtikçe herkes Milli Ekonomi Modeli’nin kıymetini daha iyi anlayacak.

 www.yenimesaj.com.tr/index.php?sayfa=anasayfa&haberno=10000432&tarih=2010-01-28
TUNALIM...

TÜRKİYE BU KONGREYE KİLİTLENDİ

TÜRKIYE BU KONGREYE KILITLENDI

24 Ocak tarihi bir gün. Dünyanin en gelismis ülkelerinin dahi küresel krizin pençesinden kurtulamadigi bir dönemde, Bursa’da organize edilen 7. Uluslararasi M.E.M Kongresi’nde krizin tek ve gerçek çözümü ortaya konulacak.


24 Ocak 2010

Merkezi Istanbul’da olan, Almanya’da ve Moskova’da birer subesi bulunan Uluslararasi Bagimsiz Ekonomi Modeli Birligi (UBEMB) tarafindan organize edilen 7. Uluslararasi Milli Ekonomi Modeli Kongresi, bugün “Küresel Ekonomik Krizde Son Durum ve Milli Ekonomi Modeli’nden Çözümler” basligi altinda Bursa’da gerçeklestirilecek. Bursa’da BUTTIM Uluslararasi Kültür Merkezi’nde tertip edilen kongrede Türkiye’nin yani sira çok sayida ülkeden seçkin akademisyenler teblig sunacak.

Saat 09:00’da baslayacak
Tarihi kongre, Organizasyon Komitesi Üyesi Ali Garçoglu’nun selamla konusmasiyla baslayacak. Ardindan Organizayon Komitesi Üyesi ve Enerji Uzmani Fuat Sengül’ün açilis konusmasi ve UBEMB genel sekreteri Dr. Harun Kayaci’nin UBEMB’in faaliyetleri konusunda  konusmasi yer aliyor. Saat 10:00 itibariyla kongreye katilan bazi bilim adamlarinin selamlama konusmalari var.
Saat 10:20’de ilk oturum baslayacak. Toplam üç oturumun yapilacagi ve herbir oturumda birbirinden degerli bilimadamlarinin teblig sunacagi kongre Milli Ekonomi Modeli tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Bas’in final konusmasinin ardindan saat 18:30’da sona erecek. Tarihi kongre basindan sonuna kadar Meltem TV ekranlarinda canli olarak takip edilebilecek.

MEM küresel krize tek çözüm
Kongrede 2007 Aralik ayinda ABD’de ortaya çikan küresel ekonomik krizin dünya ekonomisini nasil etkiledigi ve Milli Ekonomi Modeli’nin krize çözümü konusunda 100’ü askin bilim adami sunum yapacak. Kongrede basta Rusya ve Almanya’dan olmak üzere birçok ülkenin bilim adami konusmaci olarak yer alacak. Bu konusmacilarin arasinda Rusya Bilimler Akademisi’nden Uluslararasi Bagimsiz Ekonomi Modeli Birligi Baskan Yardimciligini da yapan Prof. Dr. Vladimir Lisichkin bulunuyor. Yine Rusya’dan katilan ve bu ülkenin önde gelen diger iktisatçi akademisyenleri ise sunlar: iktisat alaninda dünyanin sayili isimlerinden biri olan Prof. Dr. Victor Volkonsky, Rusya Basbakani Vladimir Putin’in iktisat ekibinde yer alan Prof. Dr. Victor Minin ile Prof. Dr. Valeri Lebedev, dünyanin sayili matematikçilerinden Prof. Dr. Yuri Gavrilets ve Dr. Eric Saydullin.  Kongrede Almanya’dan da önde gelen iktisatçilar yer alacak. Daha önce düzenlenen Milli Ekonomi Modeli kongrelerinde de ‘dikkat çekici’ degerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Irina Hundt, Prof. Dr. Ahad Rahmanzade, tarim alaninda dünya çapinda bir uzman olan Prof. Dr. Ernst Zurek ve Prof. Dr. F. R. Grabau, Bursa’ya gelerek teblig sunacak.

 

Kongreye birçok ülkeden katilim var
7. Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nde Estonya’dan Azerbaycan’a, Bosna–Hersek’ten Kazakistan’a kadar önemli bilim adamlari yer alacak. Kazakistan’in en taninmis iktisatçisi olan Prof. Dr. Sabden Orazali, bu isimlerin basinda geliyor. Tataristan’dan gelecek olan Gülnar Baltanova da kongrede yer alacak önemli isimlerden biri olarak dikkat çekiyor. Kongreye Avrasya cografyasindan katilacak diger konusmacilardan bazilari ise sunlar: Prof. Dr. Rovsen Guliyev (Azerbaycan), Prof. Dr. Sekib Sokoloviç (Bosna – Hersek), Prof. Dr. Jyri Kadak (Estonya), Prof. Dr. Vugar Seidov (Macaristan). Kongrede Türkiye’den de önemli isimler birer konusma yapacak. Bu isimler arasinda öne çikanlar sunlar: Prof. Dr. Mehmet Palamut (Uludag Üniversitesi Ögretim Üyesi), Prof. Dr. Ömer Egercioglu (Gaziantep Üniversitesi Ögretim Üyesi), Prof. Dr. Ata Selçuk (Firat Üniversitesi eski Ögretim Üyesi), Prof. Dr. Ibrahim Arslanoglu (Gazi Üniversitesi Ögretim Üyesi), Prof. Dr. Cahit Babuna (Istanbul Üniversitesi eski Ögretim Üyesi), Selim Kotil (Iktisatçi), Prof. Dr. Hidayet Sari (Istanbul Üniversitesi Ögretim Üyesi), Prof. Dr. Ömer Saraçoglu (Istanbul Üniversitesi Ögretim Üyesi).

Dünyanin gözü bu konusmada
Kongrenin kapanis konusmasini ise Milli Ekonomi Modeli (MEM) ile Sosyal Devlet–Milli Devlet tezlerinin mimari Prof. Dr. Haydar Bas yapacak. Ortaya koydugu eserlerle ve gerek iktisat gerekse diger sahalarda yaptigi dogru öngörülerle göz kamastiran Prof. Dr. Bas’in konusmasi merakla bekleniyor. Kongre programina göre Prof. Dr. Bas, saat 17.00’da konusmasina baslayacak.

Bugüne kadar 6 MEM kongresi yapildi
Prof. Dr. Haydar Bas’in iktisat tarihinde çigir açan eseri Milli Ekonomi Modeli (MEM), bugüne kadar uluslar arasi katilimla 6 kongrede ele alindi. Ilk kongre 25–26 Kasim 2005’te Istanbul’da düzenlendi. Lütfi Kirdar Kongre Sarayi ile Cevahir Kongre Merkezi’nde düzenlenen ve 2 gün boyunca süren kongreye 40’i askin ülkeden 150’den fazla konusmaci katildi. Ikinci kongre 26–27 Mart 2006’da Azerbaycan’in baskenti Bakü’de düzenlendi. Kongrede 170’den fazla uzman konusma yapti. 29–30 Mart 2007’de Almanya’nin üniversite kenti Heidelberg’te düzenlenen Kongre ise kelimenin tam anlamiyla görkemli geçti. Kongrede Avrupa’nin neredeyse tüm ülkelerinden katilimcilar 2 gün boyunca Prof. Dr. Bas’in tezinin ekonomik kurtulus için ‘tek çare’ oldugunda birlestiler. Milli  Ekonomi Modeli (MEM) ile Sosyal Devlet – Milli Devlet tezlerine iliskin 4., 5. ve 6. kongreler Bursa’da tertip edildi. Özellikle küresel kriz döneminde düzenlenen 5. ve 6. kongrelerde, krizden kurtulmak ve etkilenmemek için uygulamaya konulmasi gerekenlere iliskin çarpici sunumlar yapildi ve ülkelere makroekonomik reçete olarak Milli Ekonomi Modeli tavsiye edildi.

BTP BÜYÜYOR (Independent Turkey Party is growing)


71.jpg 
SOSYAL DEVLET-MİLLİ DEVLET

Prof. Dr. Haydar Baş
"İktisat teorisi, istatistik, matematik ve enformasyonun gerçek sentezi olan çalışmasıyla Profesör Haydar Baş’a da bir Nobel ödülü gerekecektir. Bunda milli sistemi ve modeli mühim rol oynayacaktır."
Prof.Dr. Goulnur BALTONOVA
Kazan Devlet Üniversitesi
Yeni bir iktisadi model: milli ekonomi modeli
Milli Ekonomi Modeli, insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi; ve yine ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olmasının yanı sıra iç ve dış harcamalarını borçlanmadan temin edebilmesinin formülüdür. Bu yönüyle Milli Ekonomi Modeli, ülkelerin ve milletlerin kalkınmasının ve ekonomik bağımsızlığının tek yoludur.

Sosyal Devlet Milli Devlet
Eseri okumak için : Milli Ekonomi Modeli tezini online olarak okumak için tıklayınız.
Akademisyenler : Tezi değerlendiren akademisyenlerin tebliğlerini okumak için tıklayınız.
 
Sosyal Devlet / Milli Devlet'in "vatandaşlık maaşı projesi" başta olmak üzere ve Sosyal Devlet projeleriyle bizim yapmak istediğimiz, "millet için devlet" anlayışının yeniden hayata geçirilmesidir.
Milli Devleti, diğer sistemlerle kıyaslanamayacak kadar farklı bir noktaya taşıyan, tezin gayesine ve merkezine insanın konulmasıdır. Bu tez, Türk medeniyetinin bütün insanlığa hediyesidir.
Sosyal Devlet Milli Devlet
Eseri okumak için : Sosyal Devlet Milli Devlet tezini online olarak okumak için tıklayınız.
Akademisyenler : Tezi değerlendiren akademisyenlerin tebliğlerini okumak için tıklayınız


TUNALIM...
- the best bloopers are a click away



BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİ BÜYÜYOR






 2004 yerel seçimlerine kıyasla yoğunlaşılan belediyelerdeki oylarını artıran Bağımsız Türkiye Partisi 4 yeni belediye kazanarak seçimlerden büyüyerek çıktı.

29 Mart yerel seçimlerinde teşkilatlar olarak ağırlığını belli pilot bölgelere veren Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) bu yerlerdeki oylarında 2004 yılında yapılan yerel seçimlere kıyasla çok büyük artışlar yakaladı. İstanbul'un ilçesi olması hasebiyle önemli olan Çatalca'da 2004 yerel seçimlerinde yüzde 0.10 oranında oy alan BTP, 29 martta bu oranı yüzde 4.4'e çıkararak Çatalca'da oylarını 44 kat artırmış oldu. Artvin Şavşat'ta 2004 yılında 1.53 olan oy oranını 13 kat yükselterek yüzde 19.9'a çıkaran BTP, Şanlıurfa'da 4 kat ve Tunceli'de oylarını 3 kat artırdı.

Çınar'da BTP'ye yüzde 17.6 oy

Kilis-Merkez'de oy oranını 27 kat artırarak 3.04'den yüzde 9'a, Malatya'nın Kale ilçesinde ise oy oranını 10 kat artırarak 1.86'dan yüzde 19'a yükselten BTP Diyarbakır'ın Çınar ilçesinde oylarını 250 kat artırarak yüzde 17.6 oranında destek aldı. Devletten trilyonlarca maddi destek alan partilerde erimelerin görüldüğü 29 mart seçimlerinde BTP, hem oylarını artırdı hem de belediye sayısını 4'e çıkardı. Konya'nın Yazla beldesi, Manisa'nın Sancaklı Bozköy beldesi, Aydın'ın Yazıkent beldesi ve Bursa'nın Tahtaköprü beldelerinde belediye başkanlıklarını Bağımsız Türkiye Partisi aldı.

Kovancılar'da BTP ikinci parti

Gaziantep Araban'da yüzde 10.3 oy oranıyla 44 kat, Elazığ Kovancılar'da yüzde 22 oy oranıyla 61 kat oylarını artıran BTP, Bolu'nun Göynük ilçesinde ise yüzde 3.9 oy alarak oylarını 39 kat yükseltti. Ağrı-Merkez, Adana-Kozan, Bursa-Osmangazi, Trabzon-Şalpazarı, Isparta-Gelendost, Artvin-Hopa, Sakarya Kocaali, Siirt-Eruh ve Erzurum-Oltu'da Bağımsız Türkiye Partisi'nin oylarında büyük artışlar yaşanan balediyelerden oldu.
                         ''TÜRKİYE'NİN GELECEĞİ BAĞIMSIZ TÜRKİYE PARTİSİDİR''
Seçimler bitti olumsuz ekonomik veriler arka arkaya açıklanıyor.

TÜİK'in rakamlarına göre Türkiye ekonomisi 2008'in son çeyreğinde yüzde 6.2 daraldı.

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, 2009 yılı Mart ayı ihracatı yüzde 34.92 düşüşle 7 milyar 127 milyon dolara düştü.

Lokomotif sektörlerden otomotiv sektörünün ihracatı 2009'un ilk üç ayında yüzde 53.8 azalarak 3 milyar 73 milyon dolara düştü.

Tüketici güven endeksi Mart ayında yüzde 9.1 düşerek, 65.46 seviyesine geriledi. 100'ün altı tüketicinin ekonomiye hiç güvenmediğini ortaya koyuyor.

Dev şirketlerden Brisa'da üretim durdu; Tofaş'da bir duruyor, sonra başlıyor, kısa bir zaman sonra tekrar duruyor, tam bir istikrarsızlık var; Sifaş tül, fabrikasını kapattı; Toyota Türkiye üretime ara verdi.

İzmir Atatürk Organize Sanayi Bölgesinde sadece Şubat ayında kapanan fabrika sayısı 32'ye yükseldi. İşten çıkarılanların sayısı ise 6 bine yükseldi ve işten çıkarma yapan fabrikaların oranı yüzde 62'ye yükseldi.

Şirket kuruluşları 2009'un ilk çeyreğinde yüzde 30.75 azaldı, tasfiye olanların sayısı ise yüzde 16 arttı. Ve daha onlarca resmi veri ekonomideki olumsuzluğu tutarsızlığı, kötü gidişatı anlatmak için sıralanabilir, ama bu kadarı kafidir zannediyorum.

İşin garip tarafı bu kötü tablo seçim öncesi de vardı, ama maalesef çok az sayıda seçmen yaşadığı ekonomik sıkıntıları baz alarak değerlendirme yaptı. Neticede iktidarda bulunan ve bu ekonomik tablodan birinci dereceden sorumlu olan Hükümetin partisine yüzde 40'a varan oy verdi.
Her zaman ifade ediyorum, maalesef Türkiye'deki seçmen hala ekonomiden mevcut iktidarın, siyasetin sorumlu olduğunu kavramış, anlamış değil.

Milletimiz, ekonomiyi bu hale getirenlere söver söver sonra gider yine o sövdüklerine oyunu verir. Her zaman söylüyoruz, milletimiz ne zaman yaşadıklarından yola çıkarak oy vereceğini belirler ve oyunu gerçekten çözümü olandan yana kullanırsa, ülkemiz oldukça yol kat edecektir.
En azından böyle garabet tablolar oluşmayacaktır. Bir diğer önemli husus ise, mevcut siyasi sistemin, çözümü olanların ön plana çıkmasına engel teşkil etmesi...

İktidar partisinin IMF dışında hiçbir çözümü yok ve zaten ekonomide bahsettiğimiz olumsuz tablo işte bu peşinde koşulan IMF'nin empoze ettiği politikaların ürünü.

İktidarın çözümü yok da peki, ana muhalefet ve diğer meclis içi partilerin çözümü var mı? Onların da yok.

Durum böyle olmasına rağmen medya bunları gündeme taşır, bunların horoz dövüşlerini ekrana yansıtır, milletimiz bunlarla yatar bunlarla kalkar.

Bu da yetmiyormuş gibi devletin para yardımı da bu partilere yapılır.

Yani hiçbir çözümü olmayan bu partilere her türlü kendini millete takdim etme imkanı fazlasıyla verilirken, gerçek bir çözümü olduğu halde bu imkanları olmayanlar ise kendi kaderine terk edilir. Kimse bu siyasi anlayışın demokrasinin bir ürünü olduğunu söylemesin, çünkü alakası yok.

Eğer bütün bu kısıtlamalara, karartmalara ve asla demokratik olmayan bu olumsuz siyasi ortama rağmen, bir parti oylarını arttırabiliyor, belediye sayısını dörde katlayabiliyorsa bu gerçekten takdir edilmesi gereken büyük bir başarıdır.

Yeri gelmişken belirtmekte fayda görüyorum, Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) işte böyle bir partidir. Onbinlerle ifade edilen mitingler yapmasına rağmen, IMF dışında çözümü olan tek parti olmasına rağmen, ortaya koyduğu çözüm bugün 52 ülke tarafından referans gösterilmesine rağmen, renkli medya bir kare, renkli basın ise bir satır yer vermemiştir.

Yine BTP, bir kuruş devlet desteği olmadan sevenlerinin büyük fedakârlıklarıyla adeta çiviyle kum kazar misali zorluklarla mücadele ederek bugün büyük bir başarı elde etmiştir.

Seçime bir belediyeyle girmiştir, dört belediye kazanarak çıkmıştır. Oylarını arttırmıştır.
Okyanus ötelerinin rüzgarıyla BTP çok rahat iktidara gelirdi, ama onun adı BTP olmazdı. Bugün BTP emin adımlarla belki yavaş yavaş yükseliyor, ama tamamen milletin rüzgarıyla...

Okyanus ötesinin rüzgarıyla iktidara oturanların sonu asla hayırlı olmamıştır, ama her şeye rağmen milletin rüzgarıyla iktidara oturanlar her zaman baş tacı olmuştur ve asla geri adım atmamıştır.

Kısaca ifade etmek gerekirse, Türkiye'nin geleceği BTP'dir.

DELİORMANLI...

EKONOMİK İDEOLOJİ

Her felâketin, her belânın terbiye edici, düşündürücü, yeni ufuklar açıcı bir tarafı bulunabilir. Küresel ekonomik krizde de böyle olmuştur. Bu kriz olmasaydı, birçok kimse liberalizmi, daha geniş anlamda Batılı ekonomik modelleri tartışmayacaktı. Nitekim tartışmıyorlardı. Temelleri sakat, kuralları tutarsız, birçok sorun karşısında çözümsüz ve çaresiz kalan bu modeller, kesin doğrular gibi kabul görüyorlardı. Şimdi ise sadece Batılı ekonomi modelleri değil, topyekün Batı medeniyeti tartışılıyor. Tartışanlar arasında o medeniyetin asıl sahipleri de var. İşte, işin ilginç ve önemli yanı burası. Küresel kriz sebebiyle Batılı ekonomistler, yazarlar, siyaset, bilim ve işadamları fikir beyan ettiler, halen  de ediyorlar.
Beyan edilen fikirler içerisinde en dikkat çekici ünlü milyarder James Goldsmith’inki oldu. Goldsmith şöyle diyor: “Tamamen değişen şartlara rağmen benimsemiş olduğu ekonomik ideolojinin geçerliliğini sorgulamayan medeniyetin kendi kendini yok etmesini seyretmek, ne kadar da şaşırtıcı bir şey”. Demek ki, bugüne kadar Batıda uygulanan ve dünyaya dayatılan ekonomi modelleri bilimsel ve evrensel gerçekler değilmiş, ekonomik ideolojilermiş. Dahası, Batı medeniyeti bunların üzerine bina edilmiş. Eğer bunlar çökerse –ki çöküyor- o zaman Batı medeniyeti de çökecektir. Burada akla şu soru gelebilir: “Peki, ideolojiler bilimsel ve evrensel değil mi?”. Hemen cevap verelim. Değil, ideolojiler, Batı dünyasında belli bir sınıfın, özellikle de egemen, sömürücü sınıfın gerçeğidir. Bu anlaşılınca Batılılar, ideolojileri bilimsel kılıflara soktular ve ardından da “ideolojiler öldü” diyerek toplumları kandırmaya çalıştılar, büyük oranda da kandırdılar.
Rahmetli Cemil Meriç, bu konuda şunları söyler: “İdeolojilerin zevali nazariyesi, dünyamızdaki ilerleme hamlelerini durdurmak için başvurulan son hile belki de. Kimse toplum yapısını değişiştirmeye kalkmasın diye, babadan kalma tutucu ideoloji yepyeni bir hüviyetle sahneye çıkarılmaktadır. Filhakika kalabalıkların ideolojilerden soğuması, kurulu düzenin çok işine gelmektedir ve tevekküle götüren bir soğuma. Tenkit zihniyetini boğan bir ruh iklimi geliştirmektedir”. (Bkz. Kırk Ambar, c.2, s. 299-300). Goldsmith’in sözleri, bu gerçeğin itirafı mahiyetindedir. Batı medeniyetinin çökmekte olduğunu söyleyen Batılı yalnız Goldsmith değil. Aklı başında olan her Batılı bunun farkındadır. Bunlardan biri de BM İnsan Hakları Danışma Kurulu Üyesi Jean Ziegler’dir. Ziegler, küresel ekonomik krizin bir ‘medeniyet krizi’ olduğunu söylüyor.
Batı medeniyetinin çökmekte olduğunu, küresel kriz çıkmadan, yıllar önce de söyleyenler  vardı. Meselâ, Fransız filozof Rene Guenon, Batı medeniyetinin sürekli kriz doğurduğunu ve çökeceğini haber verenlerdendir. Geunon, “Çağdaş Dünyanın Bunalımı” adlı eserinde şöyle diyor: “Bitecek olan bugünkü şekliyle Batı medeniyetidir. Batı medeniyetini dünyanın bütünü sayanlar, onun için kıyamet kopacakmış gibi telâşa düşüyorlar. Aslında bir devrin sonu bu, daha doğrusu kozmik bir devrenin. Mazide kavimler, ırklar, medeniyetler silinmiş tarih sahnesinden, silinecek de. Ne var ki, bu defaki kapsamlı, etkilerini bütün dünyaya hissettirecek bir değişiklik” (A.g.e., c.2, s. 443). Batı medeniyetin yıkılmasıyla, dünya yıkılmaz. Bir medeniyetin yıkılması, yeni bir medeniyetin müjdecisidir. İyi de, bu medeniyet hangi medeniyet olabilir?  Bu soruya cevap verebilmek için tekrar Goldsmith’in sözüne dönmek gerekir. Goldsmith’e göre, Batı medeniyetinin temeli, geçerliliğini yitirmiş ekonomik ideoloji değil miydi?  O halde yeni medeniyetin müjdecisi, bilimsel gerçeklere dayanan yeni bir ekonomi modeli olmalıdır. Bu da, ‘Milli Ekonomi Modeli’ adıyla ortaya konulan modeldir. Gerçekten krizden çıkmak, krizi fırsata dönüştürmek isteniliyorsa, tek çare ‘Milli Ekonomi Modeli’ni uygulamaktır. Gerisi,  bataklıkta debelenmektir.

EKONOMİK TERÖR ÖRGÜTLERİünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve IMF… gibi uluslararası kuruluşları, ‘Ekonomik Terör Örgütleri’ olarak nitelendirenlerin sayıları her geçen gün artıyor. Diyeceksiniz ki, “bu kuruluşlarda çalışan binlerce eleman var.  Politikalarını savunan ve uygulayan hükümetler var. Peki, onları nasıl adlandıracağız?”. Söz konusu kuruluşlarda çalışmış bazı kişiler, itirafta bulunuyor ve yaptıkları işin, ‘Ekonomik Teröristlik’ veya ‘Ekonomik Tetikçilik’ olduğunu söylüyorlar. Ekonomik teröristlik kavramı, ülkemizde de tartışma konusu oldu. TİM Başkanı Oğuz Satıcı, “yapacağımız çalışmalarla ekonomik terör ortamını önlemek istiyoruz” dedi. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz bu eleştiriye, “ekonomik terörist değiliz” diyerek cevap verdi. Bu tartışma şunu gösteriyor: Demek ki, kimilerine göre, ekonomik terör örgütlerinin politikalarını uygulayanlar,  ekonomik terörist tanımına dahildir. Aslında, adam öldüren, suikast ve katliam yapan, şiddete başvurun teröristlerle, ekonomik teröristlerin yaptıkları arasında temelde ve amaçta bir farklılık yoktur. Dünyada, her gün 24 bin insanın açlıktan ölmesine sebep olan ekonomik teröristlerin, silâhla insan  öldüren teröristlerden  farkı var mı? Tek fark şudur: Birisi silâhla, diğeri aç bırakarak öldürüyor. Ama sonuç aynı. Her ikisi de öldürüyor.
Ekonomik terör örgütleri ve ekonomik teröristler,  yaptıklarını açıklık içerisinde gizliyorlar. Daha doğrusu, yardım yapma rolü oynuyorlar. Görünüşte, sahiden yardım da yapıyorlar. Ama karşılığında bazı politikalar dayatıyorlar. Meselâ, borçlanmaya ve dışa açılmaya dayalı ekonomi politikaları gibi. Bu politikaları benimseyen ülkelerin,  borçları ve bağımlılıkları artıyor. Birkaç örnek sunalım: Gana, 2002 yılında IMF ile anlaştı. IMF, bilinen politikalarını dayattı. Tarım ve sanayide devlet desteğini kaldır. Kamu harcamalarını kıs. Yatırım yapma. Gümrük duvarlarını yık, ithalatı kolaylaştır. Devlet kuruluşlarındaki memur ve işçi sayısını azalt. Özelleştirmeye devam et. Gana, denilenleri yaptı. Avrupa Birliği’nden gelen ithal mallar Gana’yı istilâ etti. Ganalı çiftçiler, ekemez, dikemez, biçemez duruma düştüler. Sözün özü, aç kaldılar. IMF, Zambia’ya da aynı oyunu oynadı. Zambia’ya yerel giyim sanayiyi korumaya yönelik gümrük vergilerini kaldırttı. Zambia, ucuz, kalitesiz tekstil ürünleriyle doldu taştı. Haliyle yerli firmalar üretimi terk etti. Peru’da da aynısı oldu. IMF, Peru’ya hububat üzerindeki gümrük vergilerini aşağı çektirdi. Tabii olarak, Peru çiftçisi, yılda 40 milyar dolarlık destek alan ABD çiftçisiyle rekabet edemedi. Peru borçlandırıldı, borcunu ödemek için bakır ve fosfat madenlerinin işletmesini yabancılara devretmek zorunda kaldı.
IMF ile anlaşan ve IMF programlarını uygulayan ülkelerin durumu hep böyle olur.  Bu inkâr edilemez gerçek ortada iken, birileri çıkıyor, “IMF ile anlaşmanın ülkemize güven ve güç getireceğini” söyleyebiliyor. Gerçeğin, bu kadar ters yüz edilmesi insanı şaşırtıyor. Halbuki güvenli ve güçlü hiçbir ülke IMF ile anlaşmaz, IMF programlarına asla iltifat etmez. Doug Henwood, bunu şöyle anlatıyor: “Birleşik Devletler, sıradan bir ülke olsa, yapısal ayarlamanın en birincil adayı olurdu. Kendi servetimizin çok ötesinde bir yaşam sürüyoruz, muazzam ve gittikçe daha da büyüyen dış borçlarımız var, devasa bir bütçe açığına sahibiz ve hükümetler bu konuda bir şeyler yapmaya en ufak bir ilgi göstermiyor. Birleşik Devletler eğer sıradan bir ülke olsaydı, IMF kapımızda belirir ve ekonomik durgunluk yaratmamızı, dış hesapları dengelememizi, daha az tüketmemizi, daha fazla yatırım ve tasarruf yapmamızı isterdi bizden. Ama Birleşik Devletler bildiğimiz Birleşik Devletler olduğundan böyle bir şey elbette ki gerçekleşmeyecek. O reçete bizim için değilse, başkaları için nasıl oluyor da o kadar şifa verici kabul ediliyor” (Bkz. Steve Hiatt, Küresel Kriz ve Büyük Resim, s. 36-37). Bir yabancının, bu itirafları karşısında duralım ve düşünelim. “IMF bağımlısı olmak, ayrılmayı göze alamamak, neyi ortaya koyuyor? Acaba, bu kişiler, farkında olmadan ekonomik teröristlik mi yapıyorlar? İşte, tartışılması gereken en temel sorunlarımızdan birisi de budur.  Bu ve bunun gibi birçok temel sorunun, temel çözümü ‘Milli Ekonomi Modeli’nde. Ama görecek göz gerek.

MİLLİ EKONOMİ 'in' KAPİTALİZM 'out'

 


Küresel krizden büyük darbe yiyen ülkeler çıkış kapısını Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nde arıyorlar. Şu ana kadar 40’ı aşkın ülke MEM’den istifade ederek teşvik paketi açıkladı.


40’ın üzerinde ülke MEM dedi
Dünya ülkeleri, bir yılı aşkındır dünyayı etkisi altına alan, derinliği hala belli olmayan ve de ekonomi yönetimlerini uykusuz bırakan küresel kriz için çare arıyorlar. Krizin Kapitalizmin yapısından kaynaklandığını farkeden ülkeler çareyi Kapitalizmin dışında arıyorlar. Bu noktada da karşılarına bir tek model çıkıyor: Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli. Tüketim yanlı tek model olan Milli Ekonomi Modeli’nin tüketimi teşvik uygulamaları ülkeler tarafından bir bir uygulanıyor. Şu ana kadar 40’ı aşkın ülke teşvik paketi açıkladı ve bu paketlerde tüketimin canlandırılmasına da önem verildi. Şimdi bu ülkelerden bazılarını sizlere aktaralım:

RUSYA: MEM’in 8 projesini hayata geçirdi
16 Mayıs 2006 tarihinde Rusya’nın başkenti Moskova’da, Rusya’nın 80 ayrı bölgesinden 457 akademisyen, işadamı ve siyasetçinin katılımıyla gerçekleşen Rusya’nın gelecek stratejilerini ve bugünkü durumunu değerlendirme toplantısında Milli Ekonomi Modeli, Rusya’nın 3 yıllık kalkınma planına alındı. Rusya MEM’den istifade ederek attığı adımlar şunlar:
1. Doğum yapan her kadına 9 bin dolar doğum yardımı vermeye başladı.
2. Ev hanımlarına emeklilik hakkı verildi.
3. Yer altı kaynaklarını devlet"millet ortaklığıyla işletmeye başladı.
4. Bazı stratejik ürünlerin ihracatında Rus Rublesi talep edilmeye başladı. Rusya ve Çin aralarında yapacakları ticarette dolar yerine kendi paralarını kullanma kararı aldı.
5. Asgari ücreti 2000 dolara çıkarma kararı aldı.
6. Maaşlara büyük oranlarda zamlar yapıldı. 2007 Eylül ayından 2008 Eylül ayına kadar olan dönemde Rusya’da ortalama maaş artışı yüzde 29.4 oldu.
7. Dar gelirliye vergi indirimi yapıldı.
8. Enerji, iletişim, savunma ile alakalı 42 sektörü stratejik ilan etti, yabancılara özelleştirilmesinin önünü kapattı.

Rusya Başbakan Birinci Yardımcısı İgor Şuvalov, ABD’de kasım ayında gerçekleştirilen G20 zirvesinden bir ay önce, “Dünyadaki mevcut uluslararası mali sistem bugün yaşadığımız koşullarla örtüşmüyor. Rusya Federasyonu, bu konuyu yıllardır gündeme getiriyor” dedi. Şuvalov, Rusya’nın kabul ettiği 2020 yılına kadar olan süreyi içeren bir ekonomik programı olduğunu ifade etti.

ABD: Çabuk harcayacakların cebine para koydu
ABD (eski) Başkanı Bush, “çabuk harcayacakların cebine para koyma” amaçlı, yani tüketimi teşvik edici 168 milyar dolarlık bir ekonomi paketi devreye koydu (Ocak 2008). CNN televizyonuna demeç veren Bush, “piyasa ekonomisi sistemini kurtarabilmek için piyasa ekonomisinin kurallarını bir kenara bıraktım” dedi. Böyle bir şey yapmaktan ötürü “üzgün” olduğunu da itiraf eden Bush, “ekonominin çökmemesi için bu yola başvurduğunu” anlattı. (17.12.2008)
ABD Senatosu, mali kurtarmalar için ayrılan fonların harcanmayan 350 milyar dolarını serbest bıraktı. Bu paranın bir kısmı tüketimi teşvik, küçük işletmeler ve belediyelere kredi için kullanılacak. 50-100 milyarlık bölümü de el konulan ipotek altındaki ev sayısını azaltmak için değerlendirilecek (16.01.2009).
Obama’nın 825 milyar dolarlık tarihi boyuttaki paketinde 275 milyar dolara varan tüketimi teşvik amaçlı vergi indirimi ve muafiyetleri var. Paketin içinden 90 milyar dolar eyaletlerin sağlık harcamalarına 80 milyar dolar eğitime 43 milyar dolar da ulaşıma gidecek. (16.01.2009)
Obama’nın kurtarma planında yıllık geliri 200 bin doların altındakilere vergi indirimi yapılması, işe ek adam alan şirketlere de vergi kolaylıkları öngörülüyor. Çoğu işçi için 500, çiftler içinde bin dolarlık vergi indirimi öngören planda işletmeler için de 100 milyar dolarlık vergi indirimi planlandığı belirtiliyor. (07.01.2009)

VATİKAN: Ev hanımlarına maaş verilmesini önerdi
Vatikan, İtalyan hükümetine başvurarak ev kadınlarına maaş bağlanmasını önerdi. Bu öneri Eşit Fırsatlar Bakanı Mara Carfagna tarafından olumlu karşılandı. Papalığa bağlı Aile Konseyi Başkanı Kardinal Ennio Antonelli, evkadınlarının çocuk yetiştirip, bakıma muhtaç yaşlılara baktıklarını, eşlerine destek olduklarını hatırlatarak, “Ev kadınına maaş bağlamak bir görevdir, çünkü devletin yapması gerektiği atılımları ve yardımları tek başlarına yapmaya çalışmaktadırlar. Bunun için mali dengeleri sağlama yolu ile kendilerine maaş bağlanmasını öneriyoruz” dedi.

BREZİLYA: IMF ile bağlarını kopardı
Brezilya, 2005 MEM kongresinden bir ay sonra MEM’in çözümlerinden istifade ederek IMF ile bağlarını tamamen kopardı, milli politikalara ağırlık verdi ve neticesinde cari fazla veren, AB ve ABD’ye zerre kadar bağımlılığı kalmayan, istihdam problemini çözen bir ülke oldu.

VENEZUELA: Ekonomisini millileştirdi
Venezuela, Bakü’deki MEM kongresinden sonra Milli Ekonomi Modeli eserini talep etti. Venezuela o gün bugündür ekonomisini millileştirmeye çalışıyor.

ÇİN: İç talebi canlandırıyor
Çin hükümeti, iç talebi canlandırmaya yönelik 586 milyar dolarlık (4 trilyon yuan) teşvik paketi açıkladı. Başbakanlığın resmi internet sitesinde yer alan açıklamaya göre, Çin’in, etkin bir mali politikayı benimseyeceği, 17,5 milyar dolarlık (120 milyar yuan) vergi yardımları sunulacağı ifade edildi. (10.11.2009)

ALMANYA: Herkesin cebine 500 Euro konulanacak
Almanya’da Merkel hükümetinde koalisyonun ortağı olan Sosyal Demokrat Parti SPD, krizden kurtulmanın tek yolunun herkesin cebine 500 euro para koymak olduğu görüşünü ortaya attı. SPD Genel Başkan yardımcısı Andrea Nahles, alışveriş yapmak şartıyla yetişkin olan her Alman vatandaşının cebine 500 euro para konulmasını önerdi. (04.12.2008)
Almanya’da koalisyon hükümetinin ortakları ekonomiye 50 milyar euro’luk kaynak ayıracak ikinci ekonomik paket üzerinde anlaşmaya vardı. 1 Temmuz’da sigorta primleriyle vergilerde indirim yapılacak, emekli maaşları da artırılacak. Bu paketle iki çocuklu bir ailenin yılda 400-500 euro avantaj elde edeceği açıklandı. (14.01.2009)

AVUSTRALYA: Düşük ve orta gelirlilere nakit verilecek
Avustralya hükümeti, küresel krizden korunmak için 26 milyar dolarlık (42 milyar Avustralya doları) teşvik paketi hazırlıyor. Paketin, 28,8 milyar Avustralya dolarlık kısmının altyapı yatırımları, okullar ve konutlar için kullanılacağı, 12,7 milyar Avustralya dolarının ise düşük ve orta gelirlilere Mart ayında ödenecek nakitten oluştuğu belirtildi (04.02.2009)

İNGİLTERE: Her bir işsiz için 2 bin 500 sterlin...
Başbakan Gordon Brown’un açıkladığı plana göre, her bir işsizin eğitimi ve yeniden iş sahibi yapılması için işverene 2 bin 500 sterlin ödenecek. İngiltere 754 milyon dolar harcayacak. İşsiz sayısının 3 milyona ulaşması beklenen İngiltere’de hükümet bu planla 500 bin kişiye yeni iş yaratmayı hedefliyor. Diğer yandan Küçük İşletmeler Federasyonu ek 400 bin kişilik istihdam yaratılması için ek bir plan yürürlüğe sokmaya hazırlanıyor. Buna göre indirilmiş vergi oranları gibi uygulamalar gündeme gelecek. (14.01.2009)

ŞİLİ: Yoksul çucuklara, düşük maaşlılara destek...
Şili, küresel ekonomik krizle savaşabilmek için 4 milyar dolarlık teşvik planı açıkladı. Paket, yoksul çocuklara ve düşük maaşlılara yardım yapılması, okulların ve kliniklerin onarılması gibi uygulamaları da içeriyor. Paket, bir defaya mahsus olmak üzere 18 yaşının altındaki yoksul çocuklara 63 dolar yardım yapılmasını öngörüyor. -demelerin, okulların eğitime başladığı mart ayında yapılması planlanıyor. Bu arada, 18 ile 24 yaş arasındaki düşük ücretlilere de maaşlarının yüzde 10’u oranında yardım yapılması öngörülüyor. (13.01.2009)

İTALYA: Mağdurlara vergi indirimi...
İtalya 80 milyar Euro harcayarak, daha fakir ailelere ve mortgage mağdurlarına vergi indirimleri sağlayacak. İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, 80 milyar Euro’luk kurtarma paketini açıklarken İtalyanları harcamaya davet etti. (30 Kasım 2008)

JAPONYA: Tüketimin artması için bütçe...
Japonya 2. teşvik paketini de onayladı. 54 milyar dolarlık ekstra bütçe, Başbakan Taro Aso’nun partisi ile muhalefet bloku arasında saatler süren kavgadan sonra onaylandı.  Paket, küçük işletmeler için kredi olanaklarını genişletmeyi ve 22.3 milyar doları ise tüketici harcamalarını artırmak için vergi verenlere nakit ödeme yapılmasını içeriyor. Bu paketle, ev sahipleri için vergi kesintilerinin finanse edilmesine yardımcı olmak, küçük iş yerlerine kredi vermek ve işten çıkarılanlara yardım etmek amaçlanıyor. (29.01.2009)

GÜNEY KORE: Paketin dörtte biri talebi canlandırmak için
Güney Kore hükümeti ekonomiyi canlandırmak için piyasalara yaklaşık 11 milyar dolar pompalayacağını açıkladı. Paranın hemen hemen dörtte üçü büyük kamu projelerinde kullanılacak. Kalan dörtte biri ise tüketicileri yeniden alış verişe ısındırmak için vergi indirimi olarak düşünülüyor. (03.11.2008)

PORTEKİZ: Kurumlarını millileştiriyor
Portekiz Maliye Bakanı Fernando Teixeira dos Santos, Portekiz bankası Banco Portugues de Negocios’un (BPN) iflasa çok yaklaşması nedeniyle bankanın millileştirileceğini açıkladı. (03.11.2008)

Güney Kıbrıs Rum Kesimi
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, ekonominin güçlenmesi amacıyla alınan yeni önlemleri açıkladı. Hristofyas, Rum hükümetinin göçmenler için yeni evler, yeni okullar ve sosyal yardımla ilgili yeni binalar inşaa edilmesi yönünde karar aldığını duyurdu. Hristofyas, yerel turizmi güçlendirmeye ilişkin bir planı ve inşaat sektörü için düşük ve orta gelirli çiftler için yeni bir kredi planını uygulamaya karar verdiğini kaydetti. (04.02.2009)

MACARİSTAN: Taksit ödeyemeyenlere yardım yapacak
Macaristan Başbakanı Ferenc Gyurcsany, krizin yaşanmaması için hükümetlerinin var gücüyle çalıştığını, dövizle ev kredisi alan ve taksitleri yükselen vatandaşlara da yardımda bulunacaklarını açıkladı.  (06.02.2009)X


“Modelin sahibinden bahsetmiyorlar”
Bakü Devlet Üniversitesi İktisat Teorisi Bölümü -ğretim Üyesi Prof. Dr. Xosrov Kerimov, dünya ekonomi yönetimleri üzerinde ciddi etkileri olan birçok bilim adamının Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nden alıntı yaptığını ama modelin isminden ve sahibinden bahsetmediklerini belirtti. Prof. Dr. Kerimov açıklamasında şunları söyledi:
“İktisat konusunda son yazılan eserleri incelediğimde yazarların Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli tezinden etkilendiklerini görüyorum. Mesela Bogomolov ve onunla beraber Rusya’nın iki görkemli âlimi, Buzgalin ve Kavganov ve yahut da Nobel ödüllü Stiglitz’in fikirleri var. Tüm bu fikirlerde Haydar Baş’ın tezlerine yakınlaşmaya başladıklarını görüyoruz. Bütün bu gerçekler, Haydar Baş’ın fikirlerinin hayati fikirler olduğunu ve yaşayan fikirler olduğunu bize haber vermektedir. Geleceği olan fikirlerdir. Ama beni üzen bir mesele var. Hocamızın fikirlerinden istifade ediyorlar ama onun adını dile getirmiyorlar. Prof. Dr. Haydar Baş’ın adını anlamalarına egoizmleri engel oluyor. Ama eminim ki bu uzun sürmeyecek ve hepsi itiraf edeceklerdir”  Deliormanlı...


ÇÖZÜM MİLLİ EKONOMİ MODELİNDE..



Modelimiz, “Milli Ekonomi Modeli” ve onun uygulanacağı devlet sistemi olan “Milli Devlet"Sosyal Devlet” anlayışında bunların tamamının çözümünü hazırladık.

Piyasalardan başlayalım:

Tüketim kesimi olmadan ekonomi ayakta duramaz. Piyasaların canlanması, alış"verişin yapılması için insanların cebinde para olmalıdır.

Esasen Milli Ekonomi Modeli’nin çıkış noktası tüketici kesimdir. Denenmiş tüm sistemler üretimden ve üreticiden bahsederken, Milli Ekonomi Modeli tüketiciyi dikkate alarak kurallarını belirlemiştir.

Milli Ekonomi Modeli iktisat tarihindeki tek tüketim eksenli analizdir

Çünkü, piyasaların halletmesi gereken ilk sorunu pazar problemidir. Günümüz sistemleri çözemedikleri problemleri olağan kabul etmektedir. Hiçbir sistemde iktisat konuları bir bütün olarak ele alınmamıştır.

Oysa Milli Ekonomi Modeli, getirdiği formülle ekonomi çarkını hiç durmadan döndürmeyi başarmaktadır. Bunun formülü, her biri diğerine destek olan kuralların tamamının aynı anda devreye konmasıdır. Bugün bizi isim vermeden taklit edenler, bizden aldıkları ile tam manası ile başarıya ulaşamazlar. Çünkü, Milli Ekonomi Modeli bir bütündür.

Tüketim Eksenli Analiz ne getiriyor?

Biz, işçiyi, çiftçiyi, orman köylüsünü, pazarda filesini dolduramayan emekliyi, evlenemeyen genci, ay sonunu getiremeyen memuru, özürlüyü düşünerek yola çıktık. -nce onların cebine para koyduk. Bizim Sosyal Devlet projelerimizin nedeni budur. Devletin, her toplum tabakasındaki tüketen kesime destek sağlaması, parası olmadığı için üretilene talip olamayan tüketiciyi tüketim kabiliyetine kavuşturması gerekir. Tüketim olmazsa siz istediğiniz kadar üretim yapın, mesela bugün olduğu gibi kobileri veya üreticiyi üretim için destekleyin; bu yanlış adım, sadece onların sonunu getirir. Çünkü, pazarda, alıcısı olmayan mal stoklanmaktan başka bir işe yaramaz.

Ekonomi politikalarının ana hedefi üretim ile tüketim arasındaki dengenin oluşturulmasıdır. İşte biz tüketiciyi destekleyerek bunu gerçekleştiriyoruz. Sürekli büyüme ancak böyle yakalanır.

Sosyal Devlet projeleri

Üretim ile tüketim arasında meydana gelen açıklığın sistemin yapısından veya gelir dağılımındaki dengesizlikten kaynaklanan iki nedeni vardır. Bizim sosyal devlet projeleri ile yaptığımız bu iki sorunu da halletmektedir. Hem belirli miktarda paranın dolaşımda olması, hem de gelir dağılımında belli bir dengenin kurulmasını temin eder. Böylece gelir belli ellerde toplanmaz, milletin tamamına dağılmış olur.

Şimdi bu projelere bakalım:

" Asgari üret 2000 TL olacak.
" Vatandaşlık maaşı projesi ile her vatandaş maaşa bağlanacak
" Ev hanımlarına meslek hakkı verilerek, meslek maaşı verilecek.
" Doğum yapan her anneye ikramiye verilecek. Her çocuk, çocuk maaşına bağlanacak.
" Gençler için uzun vadeli faizsiz krediler ile evlenme imkanı sağlanacak.
" Geliri 100 bin TL’nin altında olanlardan vergi alınmayacak.
" Kobilere, sanayiciye, küçük esnafa proje mukabili, faizsiz kredilerle iş ve yatırım imkanı sunulacak.
" Kimsesiz yaşlılara maaş bağlanacak.
" -zürlü vatandaşlarımız tüm sosyal haklarında devlet garantisinde olacak.
" Lise mezunları sınavsız üniversiteye alınacaktır, öğrencilere burs verilecek.
" Evi olmayanlar uzun vadeli, faizsiz kredilerle konut sahibi yapılacak.
" Tarım kesimine avans ve faizsiz üretim desteği verilecek.
" Hayvancılıkla uğraşanlara avans ve 0 faizli kredi verilecek.
" Şehit yakınları, dul ve yetimlere devlet sahip çıkacak.”

YAPACAKLARIMIZI S-YLÜYORUZ


Milliyetçi olsun, halkçı olsun, Atatürkçü olsun herkesin yerinin BTP olduğunu söyleyen Prof. Dr. Baş, “Ben yapmayacaklarını söyleyen insanlardan değilim” şeklinde konuştu.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, yerel seçim çalışmaları kapsamında açıklamalarda bulundu. “IMF’nin dediğinin dışına çıkmazsın. Borç alarak devleti borçlandıracaksın. Devleti haczettireceksin ve bu kafayla hizmet yapacağını iddia edeceksin” şeklinde hükümetin ekonomi politikalarını eleştiren Prof. Dr. Haydar Baş, “Milli Ekonomi Modeli’nden (MEM) başka çaremiz kalmamıştır diye konuştu.

MEM’i dünya uyguluyor

Beş ayrı uluslararası kongre ile dünyaya deklare ettikleri Milli Ekonomi Modeli’nin tüm dünya ülkelerini içinde bulunduğu krizden çıkaracak tek model olduğunu ifade eden
BTP Genel Başkanı Prof. Baş, sosyal devlet modelinin Rusya’dan Venezuela’ya, ABD’den Baltık ülkelerine kadar çok geniş bir coğrafyada kısmen uygulandığını söyledi ve AKP hükümetinin de Milli Ekonomi Modeli’nin projelerinden istifade ederek sosyal yardım paketi hazırlığına dikkat çekti. Prof. Dr. Baş şöyle konuştu: “İktidar partisi de projemizin sağından solundan çarparak, çırparak o da uygulamaya başladı. Hayrola güneş yeni mi doğdu? Sen kim bu parayı vermek kim? Sen ne yapacaksın? Milleti ve devleti borçlandıracaksın seçim yatırımı için bir defaya mahsus olmak üzere verip, gene bildiğin oyunu oynayacaksın.”

Ben yapmayacağımı söylemem

Milli Ekonomi Modeli’nin en temel noktalarından birinin ‘Vatandaşlık Maaşı’ olduğunu ifade eden BTP Genel Başkanı Prof. Baş “siyaset tarihinde bir ilke imza atarak bu projemizi noter onaylı taahhütname yaptık” dedi. Bağımsız Türkiye Partisi’nin vatandaşlara verdiği noter tasdikli taahhütnameyi elinde tutarak konuşan Prof. Dr. Haydar Baş, “Ben onlar gibi yapmayacaklarını söyleyenlerden değilim.. Yapmayacaklarınızı neden söylüyorsunuz, bu münafıklığın alametidir. Müslüman’ın alameti budur. Ben Türkoğlu Türk’üm. Müslüman Türk’üm” dedi.

Birlik çok önemli

Konuşmasında Türkiye üzerine oynanan oyunlar konusuna da giren BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş “Türkiye’nin en önemli sorunu birlik ve beraberliğinin bozulmaya başlamış olmasıdır” dedi. BTP Genel Başkanı şöyle konuştu: “Eğer bu iş maddeyle oluyorsa da bunu yapacağız, manayla da oluyorsa bunu yapacağız. Büyük Türk milleti devletinle bir olacaksın, askerinle bir olacaksın, sivilinle bir olacaksın ve kardeş olacaksın. Buna mecbursun mecburuz.”

Milliyetçinin de halkçının da yeri burasıdır

Bu ülkeyi yeniden tek yürek tek bilek yapacak kadronun Bağımısz Türkiye Partisi kadroları olduğunu ifade eden Prof. Baş konuşmasının son bölümünde Türk milletine şöyle seslendi: “İşçim, memurum, emeklim, orman köylüm, tarım kesimi ve özürlü kardeşim senin partin Bağımsız Türkiye Partisi’dir. Milliyetçi olmak istiyor musun? Yerin burasıdır. Halkçı olmak istiyor musun? Yerin burasıdır.”

     DELİORMANLI...

TÜRKİYE'DE FARKLI OLAN YALNIZ ''BTP''

 

Türkiye bugüne kadar çok seçim yaşadı.
Bazen erken seçim oldu.
Bazen de zamanında.
Bu seçimler Türkiye’de iktidarları götürdü, yenilerini getirdi.
Ama değişen sadece yüzler oldu.
Eskiyen ve adeta köseleye dönen suratların yerine yeni cilalanmış olanlar vitrine sürüldü.
Millet ABD, AB ve IMF cilasıyla parlatılmış olan bu yeni yüzlerin aslında yüzsüz ve yolsuz olduğunu anladığında aradan yıllar geçmiş ve herkes çoktan yükünü tutmuştu bile…
Yükünü tutanların birçoğu, tuttukları yüklerinin küçük bir kısmıyla milleti birkaç kere daha kandırdılar.
Millet kandırılmaktan bıkmadığı için kandıranlar sürüyle çoğaldılar.
Netice?
Seçimler yüzleri değiştirdi ama başka hiçbir şey değişmedi Türkiye’de.
İşsizlik?
Sürekli yükseldi ve yükselmeye devam ediyor.
Fakirlik, yoksulluk?
Daha da tabana yayıldı.
Borçlar?
Dağları aştı.
Terör?
Azdıkça azdı.
Siyaset sahasında da hayli yol aldı.
Bin bir emekle kurulmuş olan şirketler yabancıların eline geçti.
-zellikle siyasi alanda olmak üzere bağımlılık her alana sirayet etti.
Yani demek istediğim hiçbir problem siyasi suratlar yüzlerce defa değiştiği halde çözülemedi.
Çözülebilmek şöyle dursun daha da büyüdü ve kangren hale geldi sorunlarımız.
İşte bu vahim manzaranın sorumlusu olan partiler yaklaşan yerel seçimlerde yine bildik yöntemlerle milletin karşısına çıkıyorlar.
Çok konuşup hiçbir şey söylememeye devam ediyorlar.
Seçime katılacak partileri incelediğinizde Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) söylemiyle, projeleriyle ve şeffaflığıyla diğerlerinden çok farklı olduğunu hemen görüyorsunuz.
-tekiler siyasetle rant sağlamak için milletin karşısına dikilirken BTP milletin huzuruna yerel sorunlarını çözecek projelerle gidiyor. Milli Ekonomi Modeli’yle Türkiye ve dünyada adından sıkça söz ettiren Prof. Dr. Haydar Baş yerel seçimlerde de ‘Dar Bölge Yaygın Kalkınma Modeli’yle hiçbir partinin ortaya koyamadığı kapsamda projelerle halka sorunların çözümünü vaat ediyor.
İşte ülkemizde bir şeylerin değişmesini gerçekten istiyorsak, önce kendimizin değişmesi ve çözümsüz partileri bir kenara bırakıp bilimsel temeli olan projelerle halkın karşısına çıkabilme hünerini ortaya koyan BTP’yi desteklemek gerekiyor.Deliormanlı................................. www.milliekonomimodeli.com

NATIONAL ECONOMY (IV) BURSA KONGRESİ

 

 
                     Prof. Dr. Haydar Baş'tan ''Sosyal Devlet'' projesi

15 ülkeden 100'ü aşkın bilim adamı Prof. Dr. Haydar Baş'ın "Sosyal Devlet Milli Devlet" tezinin Türkiye ve dünya için tek çıkış yolu olduğunu Bursa'dan tüm dünyaya haykırdı.

 

Uluslararası Bağımsız Milli Ekonomi Modeli Birliği'nin Türk milletinin geçmişte üç kıtaya hükmettiği Osmanlı İmparatorluğun merkezi olan Bursa'da tertip ettiği 4. Uluslararası Sosyal Devlet Milli Devlet Kongresi sona erdi. Bursa'daki tarihi kongreye 15 ülkeden 100'ü aşkın bilim adamı iştirak etti. Kongreye ilim adamı düzeyinde katılan ülkeler şunlar; İsviçre, Almanya, Rusya, Estonya,  Fransa, Hollanda, Kazakistan, Macaristan, İspanya, Finlandiya, İngiltere, Bosna hersek, Özbekistan, Azerbaycan ve Türkiye. İki günde toplam altı oturum şeklinde gerçekleştirilen kongreye tebliğ sunan akademisyenlerin yanında çok sayıda misafir bilim adamı da katıldı.

Prof. Dr. Baş dakikalarca alkışlandı
İki gün boyunca devam eden "Sosyal Devlet Milli Devlet" kongresi Prof. Dr. Haydar Baş'ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı. Prof. Dr. Haydar Baş kapanış konuşmasını yapmak için kürsüye, kongreye katılan 100'ün üstünde yerli ve yabancı bilim adamlarının ayakta alkışları arasında geldi. Akademisyenlerin Prof. Dr. Haydar Baş'ı alkışlamaları dakikalarca devam etti. "Sosyal Devlet Milli Devlet" tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş'ın konuşması sık sık alkışlarla kesildi. Prof. Baş'ın kapanış konuşması yaptığı sırada yerli ve yabancı bazı akademisyenlerin ayağa kalkarak alkışlamaları dikkatlerden kaçmadı.

Kapanış konuşması tezin sahibinden
Bursa'da iki gün süren "Sosyal Devlet Milli Devlet" kongresi Prof. Dr. Haydar Baş'ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı

Pazar günü kongrenin oturumlarının tamamlanmasından sonra başlayan Prof. Dr. Baş'ın konuşması kongrenin tüm yorgunluğuna rağmen bilim adamları tarafından ilgiyle sonuna kadar takip edildi. Prof. Dr. Haydar Baş aynı zamanda kongrenin konu edindiği "Sosyal Devlet Milli Devlet" teziyle ilgili çok geniş ve çarpıcı bir değerlendirme yaptı. Kapanış konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş'ın değindiği bazı konular şunlar;

İnsanlık aradığını tezimizde bulmuştur!
Sosyalizm ve kapitalizmden umduğunu bulamayanlar, esaretten bıkan halklar çare olarak Milli Ekonomi Modeli'ne sarılmıştır. Bağımsızlık için gerekli bu özellik dikkate alındığında, iktisat literatürüne girmiş olan milli ekonomi modelinin, uluslararası iktisat tezi olarak kabul görmesi tabiidir. Milli ekonomi modelinin bugün dünyanın bütün iktisat sitelerinde yer almış olmasının sebebi, insanlığın aradıklarını bu tezde bulmasıdır.

Sosyal devlet hakları garanti eder!
Vatandaşların sosyal devletten beklentileri devletin vatandaşının geçimini temin etmesi ve vatandaşlarına iş imkânlarını sağlaması, sağlık ve barınmasını garanti altına almasıdır. Bugün AB ülkeleri de dâhil bu imkânları vatandaşlarına hazırlayamamıştır. AB'nin işsizliğe bulduğu tek çare yarım gün çalışma yöntemidir. Sosyal devlet ise, Milli Ekonomi Modeli ile tam istihdamı garanti altına almaktadır. 

Sosyal devlet ‘alan el değil veren el'dir!
Milletinden vergi olarak toplanandan daha fazlasını millete veren devlete "sosyal Devlet" denir. Sosyal devlet alan el değil, veren eldir. Sosyal devlette, vatandaşa verilecek sosyal yardımların başında "Vatandaşlık Maaşı" gelir. Sosyal devlet demek, işsizlik konusunu halleden devlet demektir. Bu devlet kalıcı ve sürekli bir büyümeyi sağlar. Böyle bir piyasada herkes imkânlardan istifade edebilir.

Gerçek sosyal devlet vergi almaz!
Gerçek sosyal devlet hayata geçtiğinde tüketiciden vergi almayan bir devlet anlayışı ortaya çıkar. Her gelir grubundan aynı oranda vergi almanın yanlış olduğunu ifade ediyoruz. 100 milyarın altında geliri olandan vergi alınmaz. Bu tüketici grubuna devletin bir desteğidir.

Kongrede ne dediler?
Model bütün insanlık için kurtuluştur Prof. Dr. Juhani Tamminen - Finlandiya
Finlandiya'da Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nin birçok enstrümanları koruyucu tedbir olarak uygulamaya alındı. Örneğin, bazı dev Fransız şirketleri uranyum madenlerini topyekûn almaya kalkıştı. Ama hükümet yerinde müdahalelerle bu ve bunun gibi olaylara meydan vermedi. Kongremizin temelini oluşturan sevgili meslektaşımın eseri, Finlandiya gibi milli varlığını korumanın güçlükleriyle boğuşan ülkeler için son derece kıymetli bir rehber teşkil etmektedir. Diyebilirim ki, yeni sömürgecilik arayışlarına karşı koymak isteyenlerin elinde artık pratik ve kapsamlı bir rehber ve bir doğru yanlış çizelgesi vardır. Bu rehber, sadece Türk milleti için değil, hiçbir din ve ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlık için bir kurtuluş projesidir, barış, adalet ve kalkınma modelidir. Bu modelin sahibi Prof. Dr. Baş'ı yürekten tebrik ediyorum.

Prof. Dr. Baş yüz akı bir bilgedir! Prof. Dr. Jyri Kadak - Estonya Tallinn Üniversitesi

Yirminci yüzyıl sonlarında, devlet ve vatandaş arasındaki bağın hiçbir mantıki gerekçeye dayanmadan yıpratılması, hatta koparılmaya çalışılarak dengelerin zorlanması çok ciddi problemlerden biridir.  Eserde benim en önemli bulduğum yön bu problemi telafi eden bir mekanizmayı somutlaştırması ve formülleştirmesi. Prof. Dr. Baş, devleti güçlendirirken, Sosyal Devlet enstrümanlarıyla milleti de kuvvetlendiriyor; "kaba devlet"i değil, bilakis "baba devlet" yapısını oluşturuyor. Model, öyle bir yapı geliştiriyor ki, hiçbir din, ırk ve sınıf farkı gözetmeksizin herkesi destekliyor, herkes kabiliyetine göre bu destekten azami istifade ile ya katma değer üretiyor veya üretilene müşteri olarak ekonominin sürekli büyümesine katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, bugün insanlığın tıkandığı noktada, beklenen yaklaşımdır. Bu bağlamda sayın Prof. Dr. Baş, insanlık ve bilim adına bir yüz akı bilgedir.

Bu tez küreselleşmeye panzehirdir Prof. Dr. Patrick Boulogne - Fransa Paris Üniversitesi

Beni bu kongreye davet ettiklerinden ötürü Türk dostlarıma çok teşekkür ederim. Dostane olduğu kadar saygın olan böylesi bir ortamda düşüncelerimi ifade edebilmek benim için bir onurdur. Tehlikeli gerilimlerin gittikçe yoğunluk kazandığı günümüz dünyasında, yaşananları anlamak, tahlil etmek ve çözüm getirmek tüm dünyadaki aydınların acil sorumluluğudur. İşte bu çerçevede Prof. Dr. Haydar Baş'ın "Sosyal Devlet, Milli Devlet" tezi uluslar için bir can simididir ve insanlık tarihi açısından önemli bir aşamadır. Küreselleşme döneminde ‘milli devlet'e vurgu yapılması hayati derecede önemlidir.

Prof. Baş kalkınmanın adresini göstermiştir Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu - İstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet-Sosyal Devlet modeli ile bütün ulusların kendi kendine nasıl yetebileceklerinin nasıl kalkınabileceklerinin anahtarı olan Mili Ekonomi Modelini uygulayarak dünyanın beklediği barışa, sosyal adalete ve demokrasiye ulaşabileceklerinin adresini göstermektedir. Ve Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet ve Milli Ekonomi tezleri ile fakirliği ve yoksulluğu ortadan kaldıracak projelerle insanlığın önüne yeni ufuklar açmaktadır.

Sosyal Devlet tezine hayran kaldım Prof. Dr. Metin TULGAR
"Sosyal Devlet/Milli Devlet" kitabının her cümlesini dikkatle ve hayranlıkla okuyorum. Bu tezin, Müslüman Türk dünyasının tezi olmasından onur duyuyorum.  İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kutsal kavramların bilinçli şekilde çarpıtıldığı günümüzün karmaşık ortamında umutsuzluk değil umut mesajlarıyla insanlığa mutlu gelecek müjdesi veren bu eserin her cümlesi dikkatle ve özümsenerek okunmalı kanaatindeyim. Güçlü devlet, güçlü ordu ve sağlam aile yapısı kurumlarını temel ilke edinen "Sosyal Devlet/Milli Devlet"  tezi ulusal potansiyelimizi idrak ederek yeniden kimliğimizi kazanmamızı öngörmektedir. Milli Ekonomi Modeli kendi kendine yeten bir kalkınmayı ve sürekli büyümeyi sağlayarak devletlerin siyaseten bağımsız olacaklarını ifade etmektedir. Bu önemli eseri, kurtuluş reçetesi arar haldeki insanlığa sunan Sayın Prof. Dr. Haydar BAŞ Hocamızı yürekten kutluyorum.

TUNALIM....

İKTİSATTA YENİ DÖNEM

 

bounce bounce bounce bounce bounce
Bugün dünya İktisat tarihinde yepyeni bir dönemin başlangıcı… Gelişmemiş, gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin iktisadi problemlerine ve açmazlarına çözümler getiren Milli Ekonomi Modeli bugün İstanbul’da hem Batıdan, hem de Doğudan gelen 100′ü aşkın iktisatçı ve bilimadamının katılacağı geniş katılımlı bir Kongre ile dünya kamuoyuna takdim ediliyor. Kongreye Türkiye, ABD, Almanya, Azerbaycan ve Rusya’dan çok sayıda bilimadamı ve iktisatçı konuşmacı olarak iştirak edecek.İktisat tarihinde devrim

Milli Ekonomi Modeli, İktisat biliminin tanımından başlayarak, bugüne kadar insanlığa ‘yanlış belletilen’ onlarca kavramı ve teoriyi ilga edip, yerlerine ‘günümüze ve geleceğe hitap eden’ tarifler getiriyor. Model, Kapitalist sistemin dayandığı Azalan Verimler Kanunu, Miktar Teorisi ve Phillips Eğrisi gibi onlarca teoriyi çöpe atıyor. Milli Ekonomi Modeli ile bir yandan İktisat bilimi yeni bir ‘teorik çerçeveye’ oturtulurken, öte yandan yanlış iktisati sistemlerin toplumlar üzerinde yolaçtığı yıkımların ortadan kaldırılması için yepyeni para ve maliye politikaları öneriliyor. Daha açıkçası, Milli Ekonomi Modeli ile İktisat bilimi hem teorik, hem de uygulamalı olarak baştan aşağıya yenileniyor.

Kongre 2 gün sürecek

Bugün başlayacak Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi, iki gün sürecek. Kongre’nin açılışı bugün 09.00′da Lütfi Kırdar Kongre Sarayı’nda gerçekleştirilecek. Saat 18.30′a kadar sürecek toplantıda 4 oturum yapılacak. Kongrenin açılış konuşmalarını Sakarya Üniversitesi’nden Doç. Dr. Emin Gürses, Araştırmacı yazar Zafer Yalçın ve Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ferit Hakan Baykal yapacak.

Kapanış Prof.Dr. Baş’tan

Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi’ne yarın Cevahir Otel’de devam edilecek. Kongrenin 5. ve 6. oturumları burada gerçekleştirilecek. Model ve tezin sahibi BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, yarın saat 15.00′te Kongre’nin kapanış konuşmasını yapacak.

İşte Milli Ekonomi Modeli’nin ana hatları

Milli Ekonomi Modeli nedir?

Milli Ekonomi Modeli (MEM) insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi ve ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olması, iç ve dış harcamalarının borçlanmadan temin edilmesinin adı ve formülüdür. Milli Ekonomi Modeli, ülkelerin kalkınmasının ve ekonomik bağımsızlığın yegane yoludur.

Farklı bir İktisat tanımı

Milli Ekonomi Modeli, diğer ekonomik modellerden daha başlangıçta, yani İktisat biliminin tarifinde ayrılmaktadır. Kapitalist sistemde İktisat “İnsanların sınırsız ihtiyaçlarının sınırlı kaynaklarla karşılanması bilimi” olarak tarif edilmişken, Milli Ekonomi Modeli bu tanımlamayı ilga ederek, şu tarifi getirmektedir: İktisat, insanların sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklarla temin edilmesi bilimidir. Sınırsız olan insanların ihtiyaçları değil ihtiraslarıdır.

3 temel hedef

Milli Ekonomi Modeli, kapitalist ve diğer ekonomik sistemlerin bir türlü çözüme kavuşturamadığı şu 3 temel hedefi garanti etmektedir.

1) Gelir dağılımında denge
2) Sürekli büyümenin yakalanması
3) Tam istihdamın sürekli sağlanması

Milli Ekonomi Modeli gücünü nereden alıyor?

Milli Ekonomi Modeli, ortaya koyduğu hedefleri yakalamada çok önemli iki güce dayanıyor: Para ve Devlet…

Farklı bir para tarifi

Milli Ekonomi Modeli, paraya çok farklı bir tarif getirmektedir. Modele göre para, mübadele (değişim), tahrik unsuru olma, tasarruf ve üretilen mal ve hizmetlerin karşılığı olma özelliklerine sahiptir. Paranın tahrik unsuru olma ve emeği devreye koyma özelliği diğer sistemlerde mevcut değildir.

Devletin rolü

Milli Ekonomi Modeli’nde devlet, vatandaşlarının gıda, barınma, eğitim, sağlık, güvenlik gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Bu haklar doğumla kazanılır. Bir insanın üretim kabiliyeti olsun veya olmasın, her yaşta tüketim hakkına sahiptir.

Bu amaçla devlet, emisyon hacmini arttırmak suretiyle proje karşılığında üretimi teşvik ettiği gibi, sosyal devlet olmasının gereği olarak tüketici kesimini destekleyerek gelirin adil bir şekilde dağılımını sağlar.

Devletlerin para basma hakkı

Emisyon ile devletlerin elde ettiği gelire ‘senyoraj’ denir. Azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin merkez bankaları, küresel güçlerin baskıları nedeniyle kendi milli paralarını basamamakta, bunun yerine güçlü devletlerin paralarını faiz ödeyerek kullanmaktadırlar. Milli Ekonomi Modeli, bu çarpık uygulamaya son verecektir.

Temel hedef

Milli Ekonomi Modeli’nin hedefi üretim ile tüketim arasındaki dengenin oluşturulmasıdır. Bu nedenle tüketim kesiminin desteklenmesi, sürekli büyümenin sağlanması için olmazsa olmaz şarttır.

Milli Ekonomi Modeli’nde faizin yeri

Faiz, Milli Ekonomi Modeli’nde bir hastalık olarak tanımlanmıştır. Faiz, gelir dağılımında dengeyi bozduğu gibi üretim ve tüketimi de engellemektedir.
Milli Ekonomi Modeli kime hitap etmektedir?

Bu model, tüm gelişmemiş, gelişmekte ve gelişmiş ülkelere yani dünyada yaşayan 6 milyarı aşkın insana hitap etmektedir. Model, geliştiricisi Prof. Dr. Haydar Baş’ın ifadeleriyle “Bize ait değerlerin bir açılımından ibaret olup, meselelere Batı gözlüğü ile değil, Müslüman Türk insanının sahip olduğu ölçüyle çözüm getirmektedir.”

OTURUM VE KATILIMCILAR

26 Kasım 2005 Cumartesi 09:00-19:00
Lütfi Kırdar Kongre Sarayı

Misafir Konuşmacılar : Doç.Dr. Emin Gürses Sakarya Üniversitesi / Zafer Yalçın Araştırmacı Yazar / Prof.Dr.Ferit Hakan Baykal Marmara Üniversitesi / Metin Aydoğan / Doç.Dr. Elxan Azizov Zekeriyaoğlu Bakü Devlet Üniversitesi Şarkiyat Fakültesi Dekanı / Ali Osman Ulusoy TTSO Meclis Başkanı Türk İran İş Konseyi Başkanı

1.Oturum Başkan: Selim Kotil Bağımsız Sanayici İşadamları Derneği Başkanı Konuşmacılar : 1.Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu İstanbul Üniversitesi / Prof. Dr. Ruşen Quliyev Azerbaycan Cumhuriyeti İktisadi İnkişaf Bakanlığı İktisadi İslahatlar Şube Başkanı / Mustafa Çınkı Araştırmacı - Yazar / Prof. Dr. Yakup Çiçek Marmara Üniversitesi

2.0turum Başkan: Harun Kayacı Öğretim Üyesi Konuşmacılar : Prof. Dr. Sania Baltanova Kazan Eğitim Enstitütüsü - Tataristan / Dr.Sani Ak İllinois Üniversitesi / Doç. Dr.Fikri Pala Uludağ Üniversitesi İşletme Bölümü / Doç.Dr.Rauf Memmedalioğlu Azebaycan Bilimler Akademisi / Prof. Dr. Ata Selçuk Fırat Üniversitesi

3.0turum Başkan: Dr. Fuat Şengül (Enerji) İGDAŞ Eski Genel Müdürü Konuşmacılar : Dr. Eric Shaydullin Harvard Üniversitesi / Prof.Dr.Xosrov Kerimov Bakü Devlet Üniversitesi İktisat Teorisi Bölümü / Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu Gaziantep Üniversitesi / Prof. Dr. Rızvan Paşayev Bakü Devlet Üniversitesi Tatbiki Riyaziyad ve Kibernetika Fakülte Dekanı / Prof. Dr. Cahit Babuna İstanbul Üniversitesi

4.0turum Başkan: Ali Gedik Milli Kalkınma Platformu Bşk. Konuşmacılar : Prof. Dr. M. Hasan Meybullayev Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi / .Dr. Ercan Gül İktisad Danışmanı-Almanya Rheinland Pfalz Eyaleti / Prof. Dr. Mehmet Palamut Uludağ Üniversitesi Prof. Dr. Anıl Çeçen Ankara Üniversitesi

27 Kasım 2005 Pazar 09:00-19:00
Cevahir Otel Oditoryum

5.0turum Başkan: Prof. Dr. Ata Selçuk Fırat Üniversitesi Konuşmacılar : Prof. Dr. Ahmet Qaşanoğlu Felsefe ve İktisat Doktoru , Sosyolog / Prof. Dr. Fehim Üçışık Marmara Üniversitesi / Prof. Dr. Victor Volkonskiy Rusya Bilimler Akademisi / Prof. Dr. Ziyad Samedzade Azerbaycan Milli İlimler Akademisi / Prof. Dr. Hidayet Sarı İstanbul Üniversitesi

6.0turum Başkan: Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu Gaziantep Üniversitesi Konuşmacılar : Doç. Dr. Ali Kemal Gürbüz Balıkesir Üniversitesi / Prof. Dr. Muhammed EI Faruque İllinois Üniversitesi USA / Prof. Dr. Victor Minin Rusya Bilimler Akademisi / Prof. Dr. Dünyamalı Veliyev Azebaycan Üniversitesi İktisadi Teori Bölüm Başkanı / Prof. Dr.İbrahim Arslanoğlu Gazi Üniversitesi / Prof. Goulnur Baltonova Kazan Devlet Üniversitesi - Tataristan

KAPANIŞ KONUŞMASI: PROF. DR. HAYDAR BAŞ

AVRUPA MANİFESTOSU

 

Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven

İktisat tarihini değiştiren tez

"Devletlerin kaynaklarını ve milletlerin emeklerini sömürmenin 21. yüzyıldaki adı olan globalizm, siyasi boyutu demokrasi, ekonomik boyutu piyasa ekonomisi ve sosyal boyutu da insan hakları olan bir dünya görüşüdür. Ve bu görüş küçük bir azınlığın tüm dünya kaynaklarını sömürmesi mantığıyla hareket eder. Uygulanan ekonomi sistemleri ile insanlık aç, insanlık sefalet içindedir.

Küresel bir dünyaya ayak uydurmak gerekçesi ile az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yapılan tavsiyelerin yerine getirilmesi aslında süper devletlere bağımlı ve tüm imkanlarıyla hizmete hazır devletler oluşturmaktadır. Bu tavsiyeler, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için emek ve sermayenin dışarıya akışından başka işe yaramaz.

Milli Ekonomi Modeli'nin en önemli özelliği globalizmin karşısında devletlerin ayakta durabilmelerini temin edecek formülü içermesidir.

Biz, milli devlet anlayışı içinde tüm ekonomi konularına farklı bakış açıları getirerek globalizmin karşısında ayakta durabilecek ekonomi modelini ve onun uygulanacağı devleti kaleme aldık.

Bugün Rusya'da, Venezuella'da, Brezilya'da fiili olarak piyasalarda uygulamaya konulan milli ekonomi modeli ile ilgili gelişmeler göstermektedir ki, bu tez tüm dünyanın önünü açacak formüller içermektedir.

İktisat tarihini değiştiren tezimiz hangi özellikleri ile ve getirdiği hangi yeniliklerle sıkıntı içindeki ekonomiler için bir çıkış yolu olacaktır.
Geliniz ilk defa milli ekonomi modeliyle iktisat tarihine giren ekonomi konularına bakalım.

Kaynaklar yeterli ve ihtiyaçlar sınırlı gerçeği

Kapitalist ve liberal sistemler ihtiyaçlar sınırsız derken, bu ihtiyaçların karşılanacağı kaynakların yetersiz olduğunu kabul eder.

Sömürgeci ülkeler kaynakların sınırlı olduğundan yola çıkarak bu kaynakların herkese yetmeyeceği sonucuna varmıştır. Bu sebepten dolayı insanlık kendi sahip olduklarına değil, başkalarının elindekilere göz koymuş, asırlar boyu devam eden savaşlar ortaya çıkmıştır.

Denilebilir ki, kaynaklar sınırlıdır inancı insanlığın egosunu tahrik etmiş, doymak bilmeyen hırsı insanlığın ecel şerbeti olmuştur.

Dediklerimize örnek olarak sosyalizm ve kapitalizm yeterlidir. Bugün Afganistan'da, Irak'ta dökülen kanların, Somali'de akan kanın, Çeçenistan'da, Eritre'de, Kosova'da, Lübnan'da akan kanın, göz yaşının, ölümün sebebi hep bu ihtiras sahibi insanın doyum nedir bilmeyen egoizminden kaynaklanmaktadır.

Kaynaklar sınırlıdır diyenler insanoğlunun tabiat sahnesinden çıktığı bugüne kadar hangi kaynağı tüketmiştir ki, böyle fikrisabitler oluşturmuştur. Mesela ormancılık mı, hayvancılık mı, denizcilik mi, tarım mı? Hangisi bitmiştir?

İptidai dönemlerde yılda tarım arazilerinden bir defa ürün alan insanoğlu, teknolojinin imkanlarıyla neredeyse her ay ürün alabilme devrini yaşamaktadır. Bu tarımda böyle, ormancılıkta böyle, sanayide böyle enerjide böyle. Kaynaklar açıldıkça açılıyor ve sonunu getirmek diye bir durum mevzubahis olmuyor.
Mesela sözkonusu enerji olduğunda bir ton suyun yüz metre derinliğindeki bir yere düşmesi ile elde edilen enerjiye mukabil bugün nükleer teknoloji ile bir santimetre küp büyüklüğünde bir maddenin çözülmesiyle yüzlerce misli daha fazla enerji elde edilebiliyor.

Durum bu kadar açıkken halen kaynakların sınırlı olduğundan nasıl bahsedilebilir. Kaynaklar sınırlıdır demek, ideolojik bir yaklaşım olup, ihtirasın tatmini yönünden bir iddiadır. İnsanların ihtiras yönünden tatmini ise asla mümkün değildir.

İhtiyaçlar yönünden ise mevcut kaynaklara bakarak bu ihtiyaçların karşılanmaması gibi bir düşünce sözkonusu olamaz. Aslında doymak nedir bilmeyen insanoğlunun tabi ihtiyaçları değil, ihtiraslarıdır.

Sizin bir apartmanınız, bir villanız olsa ikincisini istemeniz, bir otomobiliniz olsa diğer birini istemeniz aslında onlara olan ihtiyacınızdan değil, bizim geleneğimizde aç gözlülük diye tabir edilen insanın doyumsuzluğundan kaynaklanmaktadır. O halde yapılalacak olan iş dünya üzerinde her bireye yetecek olan kaynakların insanlar arasında adil paylaşımını temin etmektir.

Milli Ekonomi Modeli yeterli kaynaklar var ve onun içinde dünyada kaynak savaşına gerek yoktur der.

Modelin merkezinde insan var

Bugün insanlar açlıktan ölüyor, kaynak savaşları hala devam ediyorsa, bu sistemlerin insana bakışıyla alakalı bir konudur.

Demek ki değer verilen insan değil sistemdir. Ve yine sistemler insan için değil, insan sistemlerin devamı için bir araç mesabesindedir.

Bu mantıkla baktığınızda aç olanın karnını doyurmanız geçim sıkıntısı içindekine çare bulmanız imkansızdır.

Eğer siz sistemin merkezine insanı koyamazsanız sadece belli bir menfaat grubunu tatmin edecek bir model tahsis edersiniz ki bu geri kalan çoğunluğun küçük azınlığa hizmetinden başka bir şey veremez. Milli ekonomi modelinin merkezinde önce insan vardır.

Bu haklarıyla doğan insana hakkını verecek ve onu koruyacak bir devlet anlayışını ve bireyden topluma her ferdi kucaklayacak bir sistem biçimini de içerir.

İnsanın tercihlerini hem kendi yararına hem de toplumun menfaatlerine uygun bir hale getirmek sistemin vazifesi olmalıdır. Şu anda başta AB topraklarında olmak üzere sosyal harcamalarda kısıtlamalara gidiliyor. Bu belli kesimlerin haklarının devlet eliyle kısıtlanmasıdır.

Halbuki yapılmasının faydasına inandığımız şey herkesin adil paylaşımdan istifade ile geçim standartlarına sahip olmasıdır. Tezimiz de bunu ortaya koymaktadır.

Adil bir gelir dağılımı

bugün elimizde yeterinden fazla emtia olmasına rağmen alım gücü yeterli seviyede olmadığı için talep daralması görülmektedir. Eğer siz talep eksikliğini bir şekilde ortadan kaldıramazsanız sonuç deflasyondur.

Gelir dağılımındaki dengesizlik sonucu toplumun belli bir kısmı geçim sınırının altında ise ekonominin sağlıklı olması asla mümkün olamaz. Bunu önlemenin yolu adil bir gelir dağılımıdır. Bireylerin gelirlerini en azından geçim sınırına taşıma zorunluluğu şarttır.

Devletin ekonomiye müdahalesinin ortadan kaldırılması piyasalarda global sermayedarların önünün açılması, faiz, devletlerin senyoraj hakkını kullanmaları yerine dışarıdan faizle borç almaları ve özelleştirme, adil bir gelir dağılımına engeldir.

Biz bunun çözümü olarak tüketici kesimin devlet tarafından desteklenerek alım gücünü devreye koyduk.

Şayet kaynaklar ihtiyaçlara cevap vermemiş olsa idi, fertlere yetecek kadar kaynak olamazdı. Halbuki kaynaklar konusunda devletin şirket kurarak vatandaşların tamamını bu kaynaklara ortak etmesi mümkündür. Bu her bireyin bu kaynaklara sahip olduğu manasına gelir. O takdirde fertlere yetecek kadar kaynak var demektir. Onun için devlet elindeki kaynakları kullanarak sosyal devlet projeleri ile adil gelir dağılımını sağlayabilir.

Milli Ekonomi Modeli de bunu hayata geçirmeye çalışıyor. Adil bir gelir dağılımından maksat herkesin aynı miktarda gelire sahip olması değil, herkesin geçimini temin edeceği belirli bir gelir düzeyine ulaşmasıdır.

Adil gelir dağılımının temin edilebilmesi için,

a- devletin piyasalarda global güçlerin kontrolüne engel olması gerekir
b- isteyen herkese proje mukabili faizsiz kredi verilmesi, paranın tekelleşmesini önleyeceği gibi, milli gelirin adil bir şekilde dağılımını da sağlayacaktır.
c- Sosyal devlet projeleri gelirin adil dağılımını sağlar.
d- Milli ekonomi modelinin vergi anlayışı yani gelir düzeyine göre vergi alınması da gelirde adaleti temin eder.
e- Ayrıca yer altı zenginliklerinin devlet-millet ortaklığıyla işletilmesiyle ciddi bir gelir temin edilir.

Sürekli büyüme nasıl gerçekleşir?

Milli Ekonomi Modeli tüketim eksenli bir ekonomi analizidir. Ekonomi tarihinde ilk defa tüketen kesim dikkate alınarak hazırlanan bir modeldir.

Bugün tıkanan ekonomilerin sürekli büyümeyi temin edebilmeleri ciddi bir sorundur. Sürekli büyümenin olabilmesi için, üretim ve tüketimin devamlı devrede olması şarttır.

Peki bu nasıl olacak?

Eğer bir ekonomiyi büyütmek istiyorsak, tüketim kesimini desteklemek zorundayız. Tüketim kesimi desteklendiğinde üreticinin Pazar problemi kalmayacaktır. Böylece hem üretim, hem de tüketim aynı anda devreye girmiş olacaktır. Üretim ve tüketimin aynı anda devreye girmiş olması demek, ekonominin sürekli hareket halinde olduğunun bir ifadesidir ki, o takdirde ekonomi sürekli bir büyümenin içine girmiş demektir.

Bugün yapılan iş, gerek üretimden gerekse tüketimden tahrik unsuru olan parayı çekip, belli sermaye sahiplerinin elinde tehdit unsuru haline getirmektir. Böylece insanların elinde olması gereken para belli güçlerin elinde hem üretim ve hem de tüketimden dışlanırken, pazarda harcanması gereken para olması gereken yerlerde olmadığı için Pazar problemleri ortaya çıkmaktadır.

Dikkat edilirse, dünyada ciddi sermayedarların var olmasına rağmen, ne üretim ne de tüketim istenilen seviyede değildir.

Belli ellerde stoklanmış olan sermayenin adil bir şekilde yaygın halk tabanına kazandırılmasıyla Pazar ihtiyacı üretilen mamüller için giderilecek ve üretici kendisine rahatlıkla malını satabileceği hazır bir Pazar bulacaktır. Bugün gerek pazarda olanların ve gerekse pazara gidenlerin elinde istenilen imkan olmadığı için ne üreten kendisine üretim için gerekli desteği bulabiliyor ne de tüketen tüketimini yapabilmek için gerekli olan imkanlara kavuşuyor.

Liberal kapitalist sistemin getirdiği bu parada tekelcilik anlayışı maalesef hem üretimi hem de tüketimi tıkayan büyük bir engel olarak ortaya çıkıyor.

O bakımdan tüketici kesimi desteklemek zorundayız. Bugün ekonomilerin en büyük problemi tüketim kabiliyetini kaybetmiş insanları yığınlar haline getirmek oluyor.

Ayrıca elde edilen gelirin tamamının tüketime dönüştüğünü var saysak bile, gelir en fazla kendisi kadar bir tüketim oluşturulabilir. Sonuçta üretim ile tüketim arasında eksik üretim miktarı kadar fark ortaya çıkar.

Bu açık kapatılmazsa zaman içinde ekonomilerde durağan döneme geçilmesi kaçınılmazdır.
Dünyanın bugün yaşadığı kader de budur.,

İşte milli ekonomi modeli bu durağanlığı ortadan kaldırmak için devletin üretim ve tüketim arasında oluşan eksikliği tamamlamasını, devletin senyoraj hakkını kullanmasını ve bunu sosyal devlet modeli ile tüketim kesimine aktarmasını çözüm olarak sunmaktadır.

Para, özgürlüğüne kavuşacak

Faiz, bugün tüm dünya ekonomilerinin sıkıntısı olan resesyon, stagflasyon, deflasyon, işsizlik gibi birçok hastalığın ana kaynağıdır.

Üretimden uzak, reel değil, sanal ekonomik büyüklükler ortaya çıkaran faiz, para ile para kazananın dışında topluma bir şey vermez.

Paranın belli ellerde tekelleşmesini istemiyorsak, maliyetlerin artmasının önüne geçmek istiyorsak, talep daralmasını yok etmeye karar vermişsek ve neticede verimliliği artıracaksak faiz devre dışı kalmalıdır.

İşte milli ekonomi modeli faizi bu gerekçelerle sistemden çıkarır. Faizsiz bir para politikası, emeği tahrik edecek üretim faktörlerini devreye koyacak paranın maliyetsiz olması demektir.

Bunun yanında faizle borç alan ülkeler açısından olayı ele alırsak, verilen bu değerler karşılığında ülke ekonomilerinin tamamı belli başlı yabancıların kontrolüne geçer. Artık ekonomik ve siyasi bağımsızlıktan bahsetmek mümkün olamaz.

Tezimizde faiz ortadan kalkacağı için, para piyasada herkesin ulaşabileceği bir şekilde bulunacağından ekonomilerin ihtiyaç duyduğu tüketim ve üretim sağlanacaktır.

Tezimiz faizi tamamiyle sistem dışı tutmaktadır. Para, özgürlüğüne kavuşurken, hem gelir dağılımında denge sağlanacak, hem de üretim önündeki engeller kaldırılacaktır.

Paranın maliyetsiz olarak piyasalara sunuluşu enflasyonun oluşumunu engellediği gibi talep daralmasından kaynaklanan deflasyon da önlenecektir.
Deliormanlı...

MEM BALTIK ÜLKELERİ İÇİN TEK ÇÖZÜM YOLU

 

Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Laughing

Coğrafi şartlar ve ekonomi sahasındaki global hareketliliğin küçük ve korumasız ekonomiler üzerinde çok büyük tesirleri olmaktadır.

Şöyle ki, hızlı para giriş-çıkışı, hızlı teknoloji transferleri ve çalışma durumları şeklinde özetlenebilir.

Estonyo, Litvanya ve Letonya gibi baltık ülkelerinde coğrafi şartlarından dolayı rekabete dayalı bir logistik sistem oluşmuştur. Bu coğrafi şartaları şu şekilde sıralayabiliriz: Uluslarası transport yollarının doğu-batı, kuzey-güney kesişim noktasında bulunması ve çok sayıda doğal limanlara sahip olması. Bu coğrafi şartlar sadece bunun için bir önşart oluştururken bu coğrafi avantajları sistematik bir şekilde faydalanarak rekabet avantajına dönüştürmek gerekiyor. Karadeniz ve baltık denizlerinin ikisi de Avrupa'nın iç denizidir. Bundan dolayı baltık ülkelerinin, Türkiye'nin ve diğer Karadeniz bölgelerinin logistik, transpor ticaret yolu problemleri benzerlik arzetmektedir. Özellikle petrol ve dogalgazın çıkarılması, işlenmesi ve ticaretinde bu durum kendini daha da bariz bir şekilde göstermektedir. Baltık ülkelerinin küçük ve korumasız ekonomileri iç ve dış dalgalanmalara karşı çok hassastırlar. Beklenen ekonomik büyüme iç talebin artması neticesınde daha çok ithalat lehine gerçekleşmektedir. Bu sebepten dolayı bu ülkelerin ekonomileri hızlı bir şekilde büyümesıne rağmen 2000 yılından bu yana dış ticaret açığı günbegün artmaktadır. Transport sektorü daha çok geçiş taşımacılığından ibarettir. Tren yolu ile gerçekleşen transportun büyük bir kısmı petrol ve petrol ürünlerinin baltık limanlarına taşınmasını içermektedir. Doğalgaz transportundan Rusya'nın izlediği politikadan dolayı baltık ülkeleri yeterince istifade edememektedirler. Baltık ülkelerindeki taşımacılık daha çok tren taşımacılığı lehine gelişmektedir. Baltık ülkeleri ticaret, transport ve transit geçiş konularında daha ziyade Rusya ve Beyaz Rusya ile problem yaşamaktadır.

Bu problemlerin asıl nedeni siyasi olduğu için çözümleri AB ve Rusya arasındaki anlaşmalara bağlıdır. AB baltık ülkelerinin en önemli ticari partneridir. Estonya daha çok kuzey ülkelerine oryante olmuştur. Letonya'nın ihracat konusundaki en önemli partneri Almanya, ingiltere ve İsveç, ithalat konusundaki partneri ise Almanya, Rusya, Litvanya ve Estonya'dır. Litvanya'nın ihracat konusundaki en önemli partnerleri İsviçre, Almanya,Rusya ve Letonya'dır. Rusya ve Almanya ithalatta %40 lık bir pay almaktadır.Gereksiz bürokratik işlemler, Rüşvet ve finans problemleri Baltık ülkeleri ile ticareti zorlaştıran en önemli faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Baltık ülkelerinde yürütülen reform programlarından dolayı yabancı sermayenin endüstrinin yeniden düzenlenmesi sürecinde en önemli faktörü teşkil ettikleri düşünülmüştür. Bu yabancı sermaye özellikle her alana yayılan özelleştirmede kullanılmıştır.

Çözüm Baş'ın modeli

Baltık ülkelerine yapılan direkt yabancı yatırımların(FDI) çoğu gözönüne alındığında bunların çokuluslu şirketlere ait oldukları görülür. Bu şirketler uluslararası emperyalist avantajları kullanarak faaliyetlerinin bu pazarlara yaymaktadırlar.

Böylelikle tüketicinin yakınında olma avantajını ucuz kalifiye işçilik ve ucuz maliyet avantajlarını ellerinde tutmuş oluyorlar. Kredi veren bankalar son yıllarda hızlı bir değişim süreci ile birlikte piyasadaki yerlerini sağlamlaştırdılar. Özellikle kuzey ve alman kökenli bankalar piyasada oldukça etkin konumdadırlar. Özetlemek gerekirse Prof. Dr. Haydar Baş kapitalist ekonomi modellerinin küçük ve gelişmekte olan ülke ekonomileri için verimsiz olduğunu ifade ediyor, ki bu tezinde haklıdır.

Baltık ülkelerinin herşeyden önce tarafsız bir MEM ne ve onun logistik programlarına ihtiyaçları vardır. Aynı zamanda tek taraflı düşünen yabancı bilirkişi ve kurumlar devredışı bırakılmalıdır."

Ekososyal gelecek için kademeli bir milli proje

Avusturya'dan katılan Prof. Dr. Hans Peter Aubauer tebliğinde şunları söyledi: "Milli devletlerin ve fakir halkların kapitalist ekonomi modellerı tarafından hangi yöntemlerle sömürüldüğü konusu MEM de oldukça detaylı bir şekilde anlatılmış. Global sömürünün engellenmesı için MEM de ortaya konan kur politikası ve dış ticaret politikalarını çok önemli buluyorum. Kaynaklardan adil bir şekilde istifadenın sağlanması , MEM de de belirtildiği gibi sırf parasal tedbirlerle sağlanamaz. MEM de ifade edilen yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarının devlet kontrolunde, devlet-millet ortaklığı şeklinde işletilerek halkın istifadesıne sunulması fikrini oldukça önemli buluyorum. Global sömürü odakları tarafından hazine üzerinde oturan dilenci konumuna düşürülen milletler böylelikle üzerinde oturduğu hazineden istifade etmesı sağlanmış olacaktır. Tese katkı sağlayacak şahsı görüşlerimizi tebliğin ilerleyen dönemlerinde dile getireceğim.

MEM çözüm'ün adresi

Prof. Dr. Rovshan Guliyev: MEM bir anti globalizm modelidir. Günümüzde globalleşme süreci bir ulusun diğeri tarafından sömürülmesi anlamına gelmektedir. Bu teori belirli bir millet veya belirli bir durum için yazılmamıştır. Ünlü bir sosyolog ve Nobel ödülü sahibi olan J.Buchanan ‘günümüzün sosyal ekonomik ve ahlaki sorunlarının analizinde modern ve demokratik toplumların yavaş yavaş ısrarlı bir şekilde felakete doğru yol aldıklarını ifade ediyor.

Prof. Dr. Haydar Baş'ın tezi bu yıkıcı gidişatı sona erdirecek bir nitelik taşıyor.

Sömürüyü engelleyecek yegane model

Avusturya'dan katılan Prof. Dr. Hans Peter Aubauer: "Milli devletlerin ve fakir halkların kapitalist ekonomi modelleri tarafından hangi yöntemlerle sömürüldüğü konusu MEM'de oldukça detaylı bir şekilde anlatılmış. Global sömürünün engellenmesi için MEM'de ortaya konan kur politikası ve dış ticaret politikalarını çok önemli buluyorum.

Kaynaklardan adil bir şekilde istifadenin sağlanması, MEM'de de belirtildiği gibi sırf parasal tedbirlerle sağlanamaz. MEM de ifade edilen yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarının devlet kontrolünde, devlet-millet ortaklığı şeklinde işletilerek halkın istifadesıne sunulması fikrini oldukça önemli buluyorum.
Deliormanli...

AVRUPA ÇÖZÜMÜ MEM'DE BULDU

 

Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Arrow

Ayrıca kongreye Baltık ülkelerinden katılan bilimadamları da küresel sermayenin ülkelerini nasıl sömürdüğünü ve bu geçiş sürecinde tek kurtuluşlarının Milli Ekonomi Modeli olduğunu ısrarla vurguladılar. Prof. Dr. Haydar Baş'ın tarihi konuşmasıyla noktalanan kongrede sunulan tebliğlerden bazıları şöyle:


MEM çözüm modelidir

Milli Ekonomi Modeli'ni Rusça ve Azerice'ye çeviren ünlü ilim adamı Prof. Dr. Rovshan Guliyev tebliğinde şu hususların altını çizdi:

1- MEM bir anti globalizm modelidir. Günümüzde globalleşme süreci bir ulusun diğeri tarafından sömürülmesi anlamına gelmektedir. Prof. Dr. Baş yerinde bir çıkışla bu süreci insancıl bir yola dönüştürmüştür

2- MEM'in baska emperyalizm karşıtı teorilerden farklı yönü halihazırdaki durumu sadece eleştirmekle kalmaması aynı zamanda vaziyeti düzeltecek ve yoksulluk kısır döngüsünü kuracak mekanizmalar önermesidir.

3- MEM komünist bir teori değildir. Özel mülkiyete, şirketlere ve toplumda fakir zengin farkının varlığına karşı değildir. Aksine herhangi bir işadamı kendi planlarını gerçekleştirmek için yeterli maddi imkana sahip olmasa bile, bu projesini gerçekleştirebilir.
4- Bu model diğer ekonomi teorilerinin önemini inkar etmiyor. Bilakis teoriyi derinlemesine incelediğimizde tüm bu karışık ve birbirleriyle uyuşmaz teoriler Haydar Baş'ın milli ekonomi modelinde tam olarak açıklığa kavuşturulmaktadır.

5- MEM kavramlarla karakterize bir çalışmadır. Bu açıdan önemsiz detaylara takılmamak gerekiyor. Tam tersine gelecekteki gerçek sorunlara yönelik pratik ve teorik araştırmalara ışık tutmaktadır.

6- Bu teori belirli bir millet veya belirli bir durum için yazılmamıştır. Ünlü bir sosyolog ve Nobel ödülü sahibi olan J.Buchanan ‘günümüzün sosyal ekonomik ve ahlaki sorunlarının analizinde modern ve demokratik toplumların yavaş yavaş ısrarlı bir şekilde felakete doğru yol aldıklarını ifade ediyor.

Prof. Dr. Haydar Baş'ın tezi bu yıkıcı gidişatı sona erdirecek bir nitelik taşıyor.


Atatürk gibi lider lazım

Almanya'dan katılan Prof. Dr. Martin K. Maier, kongrede sunduğu tebliğde özetle şunları söyledi:

Günümüzde mevcut ekonomi sistemlerinde ekonomilerin gelişmesi için harcanması gereken parasal kaynaklar halkın küçük bir kısmını oluşturan mutlu azınlığa gitmektedir. Milli Ekonomi Modeli bu noktada bu küresel istismarın önüne geçecek ciddi tezler içermektedir.

Küresel sermayenin sınırötesı serbestiyeti milli ekonomileri tehdit ederek bağımsızlıklarını tehlikeye atmaktadır. Ülkelerin bu küresel tuzaktan kurtulabilmeleri için milli ekonomi modelini bir şans olarak görüyorum. MEM'in uygulanması ancak şahsiyetli, kendini Atatürk gibi milletine adamış liderler sayesinde mümkün olacaktır.

Kapitalist ekonomi modelleri insanların alım gücünü o kadar zayıflattı ki artık insanlar zaruri ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale geldiler. Bu noktada MEM'in sosyal devlet anlayışı çerçevesinde dar gelirli vatandaşlara çeşitli adlar altında sosyal yardımlar aktararak insanların alım gücünü artırması fikri burada tıkanan ekonomiler için bir çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Devletlerin deflasyon sürecine girmesi halkın alım gücünün nerede ise sıfırlandığının açık bir delilidir.
Kaynak için sadece vergi yetmez

Devletin görevlerini yerine getirebilmesi için kaynağa ihtiyacı vardır, ama bunun için sadece vergi gelirleri yeterli değildir.MEM de devlet ,senyoraj geliri, madenlerın devlet-millet ortaklığı ile işletilmesi neticesinde elde edilen gelirler ve stratejik kurumlardan elde edilen gelirler sayesinde halkından aldığından daha fazlasını halkına hizmet olarak sunan bir irade konumuna gelmektedir.

Milli Ekonomi Modeli şu anda mevcut olan kölelik düzenine son verecek gibi görünmektedir. Bu kongreden sonra Milli Ekonomi Modeli'nin pratiğe geçtiğini görmek bizi memnun edecektir.

Ekonomide uyum MEM'le gerçekleşir

Rusya'dan katılan Prof. Dr. A. Lebedev'in tebliği özetle şöyleydi:

"Devrim yaratan dinamik sistemlerde uygulanan, bağımlılık yaratarak netice alma yöntemleri, makro ekonomik süreçlerin gelişimini önemli derecede etkiliyor.

Görüs ifadesine açık olan problemleri Prof. Dr Haydar Baş ana hatlarında
Sosyal devlet ve sosyal eşitlik kavramları ile kalıcı ve sürekli gelişim sağlayan
bir ekonomi modeline erişmiştir.

Bu önemli çalışmalar ve görüşlerin matematik formüllerini geliştireceğini düşünüyorum.
çünkü bana göre bu çalışma milli ekonomi modelindeki formülleri kendi içinde bağdaştırıyor.
Bilindiği gibi makro ekonomi sistemi eşitlik sağlayan kalıcı kurallara bağımlıdır. Makro ekonomi sisteminin devrim analizinde belirtilen iki kalıcı koşul vardır; bir sektör modellerinin Soloy yöntemini yansıtır.

Bifurkasyon teorisi gelişim ve teknolojide kullanılan 3 boyutludur. Devrim karakterlerinin analizi makro ekonomi modelinin gelişiminde üretime bağımlıdır ve bu yöntemn gayri safi milli hasıla üretiminde uygulanır.

Milli Ekonomi modeli eşit boyutlarda gelişir ve bu şekilde dengeli bir uyum oluşturur. Orjinal modelde oldugu gibi Cobb Douglas fonksiyonlarının doğrusal- homojen üretim fonksiyonları gibidir.

Üretim fonksiyonları yönlerini dengesiz bir şekilde değiştirirken paralel olmayan veriler oluşturur bunlara önceden söylemiş olduğum gibi doğrusal-homojen dengeli gelişim denir. Fakat bunun aksine dengesiz dağılmaya da heterojen denir. Bunlar ise tabii ki bu gelişim süreci de gayri safi milli hasılayı ciddi derecede etkiler.

Fakat Modelde tespit edildigi gibi eşitlik dengelerinin stratejik bir sekilde az üretimden cok üretime geçis süreci anahatları ile belirtilmiştir.

Eşitlik dengelerinin bozulduğunda acil insiyatif oluşturmanın mümkün olduğunu modelde tespit etmiş bulunuyorum.

Stratejik olarak makro ekonominin büyümesi, problemlerin parametrelerini doğru çözümlemeye bağlar bu da kişi başı tüketimi yükseltecektir.

İnsiyatif kullanarak insiyatif oluşturabilmek bağımlı kalmamak (histeri efektleri) dengeyi bozmadan hedefe ulaşmasını sağlar.

Sistem toplumda eşit boyutlarda gerçek üretimin kalıcılık ve süreklilik sağlayabilmesi için eşit olan değerleri sağlamış bulunuyor.

Hareketsiz ve katı kurallarla donatılmış olan bir sistem üretimdeki sıkıntıları bağımlı olduğu için gideremez. Halbuki esnek olan bu sistem bunun da çözümünü beraberinde getiriyor.

Milli Ekonomi Modeli sorunlara çözümsel anlamda bir ayar oluştururken milli gelir düzeyini de düzenliyor.

Sözünü ettiğim matematik modelleri Milli ekonomik model tasdikliyor. Rekabetin ve pazar gücünün birbirinden ayrı yönlere doğru frenleri yoktur. Bu önlemler son derece önemsenmesi gerekir. Yabancı şirketlerin yatırımlarını geri çektiğinde üretimin parçalanmasına müsaade etmemeliyiz. İşte tam burada ekonomiyi ayakta tutmak ve güçlendirmek gerekir.

Toparlamak gerekirse netice olarak tüm veriler, hesaplamalar, yüksek derecede kalite oluşturmaktadır. Tüm parametrik hesaplar yapılmış ve hakikatı yansıtmaktadır. Makro ekonomik veriler istatistik düzeyde hayal ürünü değildir."

Globalleşme sürecinde devletlerin ekonomik durumu

Globalleşme sürecinde yeraltı kaynaklarının aşırı istismarı neticesinde doğal kaynaklara olan talep ekolojik dengeyi bozacak seviyeye ulaşmıştır. Birçok canlı türünün neslinin tükenmiş olması, toprak erosyonları , iklim değişikliklerini örnek olarak verebiliriz. Nüfüsun çok az bir kısmı kaynakların büyük bir kısmından istifade etmekte ve kontrollerinde bulundurmaktadır. Toplumun büyük bir kısmı ise kaynaklardan yeterince istifade edememektedir. Bu eşitsizlik hergeçengün daha da artmaktadır. Hergeçengün gerekirse güç kullanmak sureri ile de olsa kaynakları kontrol altında tutma çabaları çok tehlikeli boyutlara ulaşmaktadır. Fakirleştirilen halk kitleleri zamanla kendi geleceklerini oluşturacak siyasi iradelerini de kaybederek tamamen bağımlı hale gelmektedirler. Globalleşme sürecinde fakir ile zangin arasındaki açı daha da büyümüştur. Bu durum işsizliğin artmasına ve kitlesel boyutta göçlere sebep olmaktadır.Uluslararası kurum ve kuruluşlarda bu duruma kayıtsız kalmaktadırlar. Tam bu noktada MEM nin, kaynakların ihtiyaçları karşılaması noktasında yeterli olduğu, dolayısı ile kaynak bölüşümü noktasında kavga etmemize gerek yoktur görüşünü çok önemli buluyorum.

Modern ekonomi teorilerinin bugünkü mevcut ekonomi problemleriyle yüzleştirilmesi

Günümüzde kurtuluş ekonominin globalleşmesınde aranmaktadır. Global sermaye üretim maliyetlerinin düşük olduğu, ekostandartları düşük olan ülkelerde üretimi tercih etmektedir.Nerede olursa olsun ucuz mallar revaçta, tüketiciler reklamlarla yanlış bilgilendirilmektedir. Bu sayede global sermaye sahipleri yüksek miktarlarda haksız kazançlar elde etmektedirler. Aşırı rekabetten dolayı ekosistem zarar görmekte, doğal kaynaklar israf edilmektedir.
Devlet iradesi devreye girmeli

Kainattaki kaynaklar hernekadar ihtiyaçları fazlası ile karşılayacak miktarda isede mümkün olduğu kadar ihtiyaçların karşılanmasında yenilenebilen kaynaklar tercih edilmelidir. Kaynak israfının önüne geçmek için devlet iradesi mutlaka devreye girmeli, gerekirse uluslararası anlaşmalarla garanti altına alınmalıdır. Kaynak kullanımında sertifika zorunluluğu getirilmeli, bu sertifakalar enflasyondan etkilenmemeli ve faizsiz olmalıdır. »
Deliormanli...
deliormanli
Male - 61 years old
Turkey
Bookmark and Share