BENIM DUNYAM(welcome to my world)

emekli memurum.Evli ve üç çocuk babasiyim.Ülkemin ve dünya siyasetini takip etmeye çalisiyorum.Halen bir siyasi partinin ilçe baskanligi görevini yürütmekteyim.Ülkemin ve tüm dünyanin insanlarini çok seviyorum.Saygilarimle.PHOTO ALBUMS:http://www.genebase.com/blogMain.php?niId=4196352

BLOGUMA HOSGELDINIZ (Welcome)

 

 

 

 HELLO;LOVE LIFE EVEN OWN.GOD IN ALL CREAT LOVE.DESERT AND EVERY SAND PARTICLE LOVE.GOD IN LIGHT EVERY RAY LOVE.LOVE THE ANIMALS.LOVE THE PLANT.THIS LOVE INTO ONE SETTLE ,EVERY THING SURROUND ONE LOVE WITH,YOU WILL LOVE THE ALL WORLD..I am presenting the respect...



    
                 Var olmak için ne dosta ne de düsmana ihtiyacin olsun.Bir tek seyin olsun..."insiyatifin"..eger bir kisinin "insiyatifi" varsa, o kisi "insan" demektir.Eger bir toplulugun "insiyatifi" varsa, o topluluk bir kalabalik degil , bir "millet demektir.    BEN DÜNYAYA BÖYLE BAKIYORUM.YA SIZ?...

Bugun dünyada "süper güç" olarak takdim edilen ülkeler, yeni nesle tarihlerini ögretirken, hayalî kahramanlardan ve uyduruk tarihten medet ummaktadirlar. Zira onlarin tarihlerinde övünülecek, fazilet olarak takdim edilecek hâdiseler pek olmadigi  gibi, "örnek sahsiyetler" de yoktur. Onun için ortaya, Teksas, Tommiks, Red-Kit, vs. gibi çizgiroman kahramanlari, Süpermen gibi hayalî kahramanlar çikarmislardir. Oysa bizim tarihimiz bastan basa, sanla, serefle doludur. Tarihimize mührünü basmis  sayisiz kahramanlar, kumandanlar, idareciler, ilim adamlari, san'atkârlar, maneviyat büyükleri, birer masal kahramani degil, yaptiklarinin çogu tevazu perdesi altina gizlenmis gerçek kahramanlardir. Düsünün, ecdadimiz Istanbul'u fethettigi zaman, daha Amerika kitasi bile ke--fedilmemisti. Ecdadimiz dünyanin en büyük topunu icad eder, dünyanin en mükemmel silah fabrikalarini kurarken, bugün dünya silah pazarini elinde bulunduran ülkelerin adlan-sanlari yoktu. Ecdadimiz, dünyanin en mükemmel ordu teskilatini, en gelismis harp sanayiini kurarken, mimarîde, san'atta, ilimde en mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Bati dünyasi, bütün bu icraatlari  hayretler içerisinde karsiliyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarimiz, mükemmel örnekleri ortaya koyarken, Bati dünyasi, bütün bu icraatlan hayretler içerisinde ve hasetle seyrediyordu. Gün geldi, devran döndü. Bizim çocuklarimiz, gençlerimiz, tarihini bilmez, ecdadini  tanimaz oldu. Bunun faturasini da çok agir ödedik, hâlen de ödemekteyiz. Maddî, manevî  sikintilarimizin temel sebeplerinden biri, iste bu sekilde mazimizi, tarihimizi bilmeyisimiz, ecdadimizi  tanimayisimizdir. Bize bu cennet vatani  armagan eden, bu güzelim ülkeyi Islam beldesi haline gelen bu topraklar üzerinde Ezani Muhammedi'nin ilelebet yankilanmasi  için canlarini  feda eden, I'la-yi Kelimetullah sancagini  üç kitada serefle dalgalandiran, ilimde, teknikte, san'atta birinciligi kimselere kaptirmayan ecdadimizi  tanimak, her  seyden önce bu vatanda yasayanlarin boynuna borçtur. Hususan da gençlerin... Niçin gençler için "hususan" kaydini  koyuyorum. Zira, egik  baslan tekrar dik tutturmak, izzet, vakar, --eref yolunu açmak gençlerin aslî vazifesidir. Yaklasik iki asirdan beri devam eden  Batinin tahakkümünden kurtulmak, ekonomik sikinti çemberini parçalamak, manevî degerleri yeniden elde edip asil mecraina oturtmak için, ecdadi  örnek almak lazimdir. Bir Fatih Sultan Mehmed'e bakiniz, 21 yasinda --stanbul'u fethetmistir. Bu bir masal degil, gerçegin tâ kendisidir. iste gençlerimiz kendilerine bu büyügümüzü örnek almali, "21 yasnda Fatih olmanin" yollarini  aramali, kendilerini ona göre hazirlamalidirlar. Tarihimize san veren, bize bu vatani  armagan eden, güzel ahlakin, güzel idarenin numunelerini sergileyen, zaferler ve fetihler yolunu açan büyüklerimizin hayatini her zamaman hatirlamaliyiz. Gençlerimizin, TV filmleri, çizgi filmler, çizgi romanlar bombardimaniyla zihninde yer alan Batili uyduruk kahramanlari degil de, ecdadimizi örnek almasini  yürekten arzulamaktayim. Tarihine ve ecdadina sahip çikan gençligin, yakin bir gelecekte, güzel günler kapisini  aralayacagina ve hepimizin yüzünü güldürecegine inaniyorum.Saygılarımla...
 My Site:www.mehmettunabas.tr.com.tr
 Dizinim:   http://technorati.com/faves/seherlerim
Türk milleti tarih yazmaz,tarih yapar!.. 
The TURKS is lord of the world ....
 YURTTAN ve DÜNYADAN HABERLER(Politik haberler)http://www.yenimesaj.com.tr/ekle.php?kategori=politika&s ure=3 " YAZARLAR:"http://www.yenimesaj.com.tr/ekle.php?kategori

Deliormanlı..

NATIONAL ECONOMY (IV) BURSA KONGRESİ

 

 
                     Prof. Dr. Haydar Baş'tan ''Sosyal Devlet'' projesi

15 ülkeden 100'ü aşkın bilim adamı Prof. Dr. Haydar Baş'ın "Sosyal Devlet Milli Devlet" tezinin Türkiye ve dünya için tek çıkış yolu olduğunu Bursa'dan tüm dünyaya haykırdı.

 

Uluslararası Bağımsız Milli Ekonomi Modeli Birliği'nin Türk milletinin geçmişte üç kıtaya hükmettiği Osmanlı İmparatorluğun merkezi olan Bursa'da tertip ettiği 4. Uluslararası Sosyal Devlet Milli Devlet Kongresi sona erdi. Bursa'daki tarihi kongreye 15 ülkeden 100'ü aşkın bilim adamı iştirak etti. Kongreye ilim adamı düzeyinde katılan ülkeler şunlar; İsviçre, Almanya, Rusya, Estonya,  Fransa, Hollanda, Kazakistan, Macaristan, İspanya, Finlandiya, İngiltere, Bosna hersek, Özbekistan, Azerbaycan ve Türkiye. İki günde toplam altı oturum şeklinde gerçekleştirilen kongreye tebliğ sunan akademisyenlerin yanında çok sayıda misafir bilim adamı da katıldı.

Prof. Dr. Baş dakikalarca alkışlandı
İki gün boyunca devam eden "Sosyal Devlet Milli Devlet" kongresi Prof. Dr. Haydar Baş'ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı. Prof. Dr. Haydar Baş kapanış konuşmasını yapmak için kürsüye, kongreye katılan 100'ün üstünde yerli ve yabancı bilim adamlarının ayakta alkışları arasında geldi. Akademisyenlerin Prof. Dr. Haydar Baş'ı alkışlamaları dakikalarca devam etti. "Sosyal Devlet Milli Devlet" tezinin sahibi Prof. Dr. Haydar Baş'ın konuşması sık sık alkışlarla kesildi. Prof. Baş'ın kapanış konuşması yaptığı sırada yerli ve yabancı bazı akademisyenlerin ayağa kalkarak alkışlamaları dikkatlerden kaçmadı.

Kapanış konuşması tezin sahibinden
Bursa'da iki gün süren "Sosyal Devlet Milli Devlet" kongresi Prof. Dr. Haydar Baş'ın muhteşem bir kapanış konuşmasıyla tamamlandı

Pazar günü kongrenin oturumlarının tamamlanmasından sonra başlayan Prof. Dr. Baş'ın konuşması kongrenin tüm yorgunluğuna rağmen bilim adamları tarafından ilgiyle sonuna kadar takip edildi. Prof. Dr. Haydar Baş aynı zamanda kongrenin konu edindiği "Sosyal Devlet Milli Devlet" teziyle ilgili çok geniş ve çarpıcı bir değerlendirme yaptı. Kapanış konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş'ın değindiği bazı konular şunlar;

İnsanlık aradığını tezimizde bulmuştur!
Sosyalizm ve kapitalizmden umduğunu bulamayanlar, esaretten bıkan halklar çare olarak Milli Ekonomi Modeli'ne sarılmıştır. Bağımsızlık için gerekli bu özellik dikkate alındığında, iktisat literatürüne girmiş olan milli ekonomi modelinin, uluslararası iktisat tezi olarak kabul görmesi tabiidir. Milli ekonomi modelinin bugün dünyanın bütün iktisat sitelerinde yer almış olmasının sebebi, insanlığın aradıklarını bu tezde bulmasıdır.

Sosyal devlet hakları garanti eder!
Vatandaşların sosyal devletten beklentileri devletin vatandaşının geçimini temin etmesi ve vatandaşlarına iş imkânlarını sağlaması, sağlık ve barınmasını garanti altına almasıdır. Bugün AB ülkeleri de dâhil bu imkânları vatandaşlarına hazırlayamamıştır. AB'nin işsizliğe bulduğu tek çare yarım gün çalışma yöntemidir. Sosyal devlet ise, Milli Ekonomi Modeli ile tam istihdamı garanti altına almaktadır. 

Sosyal devlet ‘alan el değil veren el'dir!
Milletinden vergi olarak toplanandan daha fazlasını millete veren devlete "sosyal Devlet" denir. Sosyal devlet alan el değil, veren eldir. Sosyal devlette, vatandaşa verilecek sosyal yardımların başında "Vatandaşlık Maaşı" gelir. Sosyal devlet demek, işsizlik konusunu halleden devlet demektir. Bu devlet kalıcı ve sürekli bir büyümeyi sağlar. Böyle bir piyasada herkes imkânlardan istifade edebilir.

Gerçek sosyal devlet vergi almaz!
Gerçek sosyal devlet hayata geçtiğinde tüketiciden vergi almayan bir devlet anlayışı ortaya çıkar. Her gelir grubundan aynı oranda vergi almanın yanlış olduğunu ifade ediyoruz. 100 milyarın altında geliri olandan vergi alınmaz. Bu tüketici grubuna devletin bir desteğidir.

Kongrede ne dediler?
Model bütün insanlık için kurtuluştur Prof. Dr. Juhani Tamminen - Finlandiya
Finlandiya'da Prof. Dr. Haydar Baş'ın Milli Ekonomi Modeli'nin birçok enstrümanları koruyucu tedbir olarak uygulamaya alındı. Örneğin, bazı dev Fransız şirketleri uranyum madenlerini topyekûn almaya kalkıştı. Ama hükümet yerinde müdahalelerle bu ve bunun gibi olaylara meydan vermedi. Kongremizin temelini oluşturan sevgili meslektaşımın eseri, Finlandiya gibi milli varlığını korumanın güçlükleriyle boğuşan ülkeler için son derece kıymetli bir rehber teşkil etmektedir. Diyebilirim ki, yeni sömürgecilik arayışlarına karşı koymak isteyenlerin elinde artık pratik ve kapsamlı bir rehber ve bir doğru yanlış çizelgesi vardır. Bu rehber, sadece Türk milleti için değil, hiçbir din ve ırk farkı gözetmeksizin bütün insanlık için bir kurtuluş projesidir, barış, adalet ve kalkınma modelidir. Bu modelin sahibi Prof. Dr. Baş'ı yürekten tebrik ediyorum.

Prof. Dr. Baş yüz akı bir bilgedir! Prof. Dr. Jyri Kadak - Estonya Tallinn Üniversitesi

Yirminci yüzyıl sonlarında, devlet ve vatandaş arasındaki bağın hiçbir mantıki gerekçeye dayanmadan yıpratılması, hatta koparılmaya çalışılarak dengelerin zorlanması çok ciddi problemlerden biridir.  Eserde benim en önemli bulduğum yön bu problemi telafi eden bir mekanizmayı somutlaştırması ve formülleştirmesi. Prof. Dr. Baş, devleti güçlendirirken, Sosyal Devlet enstrümanlarıyla milleti de kuvvetlendiriyor; "kaba devlet"i değil, bilakis "baba devlet" yapısını oluşturuyor. Model, öyle bir yapı geliştiriyor ki, hiçbir din, ırk ve sınıf farkı gözetmeksizin herkesi destekliyor, herkes kabiliyetine göre bu destekten azami istifade ile ya katma değer üretiyor veya üretilene müşteri olarak ekonominin sürekli büyümesine katkı sağlıyor. Bu yaklaşım, bugün insanlığın tıkandığı noktada, beklenen yaklaşımdır. Bu bağlamda sayın Prof. Dr. Baş, insanlık ve bilim adına bir yüz akı bilgedir.

Bu tez küreselleşmeye panzehirdir Prof. Dr. Patrick Boulogne - Fransa Paris Üniversitesi

Beni bu kongreye davet ettiklerinden ötürü Türk dostlarıma çok teşekkür ederim. Dostane olduğu kadar saygın olan böylesi bir ortamda düşüncelerimi ifade edebilmek benim için bir onurdur. Tehlikeli gerilimlerin gittikçe yoğunluk kazandığı günümüz dünyasında, yaşananları anlamak, tahlil etmek ve çözüm getirmek tüm dünyadaki aydınların acil sorumluluğudur. İşte bu çerçevede Prof. Dr. Haydar Baş'ın "Sosyal Devlet, Milli Devlet" tezi uluslar için bir can simididir ve insanlık tarihi açısından önemli bir aşamadır. Küreselleşme döneminde ‘milli devlet'e vurgu yapılması hayati derecede önemlidir.

Prof. Baş kalkınmanın adresini göstermiştir Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu - İstanbul Üniversitesi
Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet-Sosyal Devlet modeli ile bütün ulusların kendi kendine nasıl yetebileceklerinin nasıl kalkınabileceklerinin anahtarı olan Mili Ekonomi Modelini uygulayarak dünyanın beklediği barışa, sosyal adalete ve demokrasiye ulaşabileceklerinin adresini göstermektedir. Ve Prof. Dr. Haydar Baş Milli Devlet ve Milli Ekonomi tezleri ile fakirliği ve yoksulluğu ortadan kaldıracak projelerle insanlığın önüne yeni ufuklar açmaktadır.

Sosyal Devlet tezine hayran kaldım Prof. Dr. Metin TULGAR
"Sosyal Devlet/Milli Devlet" kitabının her cümlesini dikkatle ve hayranlıkla okuyorum. Bu tezin, Müslüman Türk dünyasının tezi olmasından onur duyuyorum.  İnsan hakları, demokrasi ve özgürlük gibi kutsal kavramların bilinçli şekilde çarpıtıldığı günümüzün karmaşık ortamında umutsuzluk değil umut mesajlarıyla insanlığa mutlu gelecek müjdesi veren bu eserin her cümlesi dikkatle ve özümsenerek okunmalı kanaatindeyim. Güçlü devlet, güçlü ordu ve sağlam aile yapısı kurumlarını temel ilke edinen "Sosyal Devlet/Milli Devlet"  tezi ulusal potansiyelimizi idrak ederek yeniden kimliğimizi kazanmamızı öngörmektedir. Milli Ekonomi Modeli kendi kendine yeten bir kalkınmayı ve sürekli büyümeyi sağlayarak devletlerin siyaseten bağımsız olacaklarını ifade etmektedir. Bu önemli eseri, kurtuluş reçetesi arar haldeki insanlığa sunan Sayın Prof. Dr. Haydar BAŞ Hocamızı yürekten kutluyorum.

TUNALIM....

İKTİSATTA YENİ DÖNEM

 

bounce bounce bounce bounce bounce
Bugün dünya İktisat tarihinde yepyeni bir dönemin başlangıcı… Gelişmemiş, gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerin iktisadi problemlerine ve açmazlarına çözümler getiren Milli Ekonomi Modeli bugün İstanbul’da hem Batıdan, hem de Doğudan gelen 100′ü aşkın iktisatçı ve bilimadamının katılacağı geniş katılımlı bir Kongre ile dünya kamuoyuna takdim ediliyor. Kongreye Türkiye, ABD, Almanya, Azerbaycan ve Rusya’dan çok sayıda bilimadamı ve iktisatçı konuşmacı olarak iştirak edecek.İktisat tarihinde devrim

Milli Ekonomi Modeli, İktisat biliminin tanımından başlayarak, bugüne kadar insanlığa ‘yanlış belletilen’ onlarca kavramı ve teoriyi ilga edip, yerlerine ‘günümüze ve geleceğe hitap eden’ tarifler getiriyor. Model, Kapitalist sistemin dayandığı Azalan Verimler Kanunu, Miktar Teorisi ve Phillips Eğrisi gibi onlarca teoriyi çöpe atıyor. Milli Ekonomi Modeli ile bir yandan İktisat bilimi yeni bir ‘teorik çerçeveye’ oturtulurken, öte yandan yanlış iktisati sistemlerin toplumlar üzerinde yolaçtığı yıkımların ortadan kaldırılması için yepyeni para ve maliye politikaları öneriliyor. Daha açıkçası, Milli Ekonomi Modeli ile İktisat bilimi hem teorik, hem de uygulamalı olarak baştan aşağıya yenileniyor.

Kongre 2 gün sürecek

Bugün başlayacak Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi, iki gün sürecek. Kongre’nin açılışı bugün 09.00′da Lütfi Kırdar Kongre Sarayı’nda gerçekleştirilecek. Saat 18.30′a kadar sürecek toplantıda 4 oturum yapılacak. Kongrenin açılış konuşmalarını Sakarya Üniversitesi’nden Doç. Dr. Emin Gürses, Araştırmacı yazar Zafer Yalçın ve Marmara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ferit Hakan Baykal yapacak.

Kapanış Prof.Dr. Baş’tan

Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi’ne yarın Cevahir Otel’de devam edilecek. Kongrenin 5. ve 6. oturumları burada gerçekleştirilecek. Model ve tezin sahibi BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, yarın saat 15.00′te Kongre’nin kapanış konuşmasını yapacak.

İşte Milli Ekonomi Modeli’nin ana hatları

Milli Ekonomi Modeli nedir?

Milli Ekonomi Modeli (MEM) insanın sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklardan karşılanması ilmi ve ülkelerin gerektiğinde her türlü mal ve hizmeti üretebilme gücüne sahip olması, iç ve dış harcamalarının borçlanmadan temin edilmesinin adı ve formülüdür. Milli Ekonomi Modeli, ülkelerin kalkınmasının ve ekonomik bağımsızlığın yegane yoludur.

Farklı bir İktisat tanımı

Milli Ekonomi Modeli, diğer ekonomik modellerden daha başlangıçta, yani İktisat biliminin tarifinde ayrılmaktadır. Kapitalist sistemde İktisat “İnsanların sınırsız ihtiyaçlarının sınırlı kaynaklarla karşılanması bilimi” olarak tarif edilmişken, Milli Ekonomi Modeli bu tanımlamayı ilga ederek, şu tarifi getirmektedir: İktisat, insanların sınırlı ihtiyaçlarının sınırsız kaynaklarla temin edilmesi bilimidir. Sınırsız olan insanların ihtiyaçları değil ihtiraslarıdır.

3 temel hedef

Milli Ekonomi Modeli, kapitalist ve diğer ekonomik sistemlerin bir türlü çözüme kavuşturamadığı şu 3 temel hedefi garanti etmektedir.

1) Gelir dağılımında denge
2) Sürekli büyümenin yakalanması
3) Tam istihdamın sürekli sağlanması

Milli Ekonomi Modeli gücünü nereden alıyor?

Milli Ekonomi Modeli, ortaya koyduğu hedefleri yakalamada çok önemli iki güce dayanıyor: Para ve Devlet…

Farklı bir para tarifi

Milli Ekonomi Modeli, paraya çok farklı bir tarif getirmektedir. Modele göre para, mübadele (değişim), tahrik unsuru olma, tasarruf ve üretilen mal ve hizmetlerin karşılığı olma özelliklerine sahiptir. Paranın tahrik unsuru olma ve emeği devreye koyma özelliği diğer sistemlerde mevcut değildir.

Devletin rolü

Milli Ekonomi Modeli’nde devlet, vatandaşlarının gıda, barınma, eğitim, sağlık, güvenlik gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Bu haklar doğumla kazanılır. Bir insanın üretim kabiliyeti olsun veya olmasın, her yaşta tüketim hakkına sahiptir.

Bu amaçla devlet, emisyon hacmini arttırmak suretiyle proje karşılığında üretimi teşvik ettiği gibi, sosyal devlet olmasının gereği olarak tüketici kesimini destekleyerek gelirin adil bir şekilde dağılımını sağlar.

Devletlerin para basma hakkı

Emisyon ile devletlerin elde ettiği gelire ‘senyoraj’ denir. Azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin merkez bankaları, küresel güçlerin baskıları nedeniyle kendi milli paralarını basamamakta, bunun yerine güçlü devletlerin paralarını faiz ödeyerek kullanmaktadırlar. Milli Ekonomi Modeli, bu çarpık uygulamaya son verecektir.

Temel hedef

Milli Ekonomi Modeli’nin hedefi üretim ile tüketim arasındaki dengenin oluşturulmasıdır. Bu nedenle tüketim kesiminin desteklenmesi, sürekli büyümenin sağlanması için olmazsa olmaz şarttır.

Milli Ekonomi Modeli’nde faizin yeri

Faiz, Milli Ekonomi Modeli’nde bir hastalık olarak tanımlanmıştır. Faiz, gelir dağılımında dengeyi bozduğu gibi üretim ve tüketimi de engellemektedir.
Milli Ekonomi Modeli kime hitap etmektedir?

Bu model, tüm gelişmemiş, gelişmekte ve gelişmiş ülkelere yani dünyada yaşayan 6 milyarı aşkın insana hitap etmektedir. Model, geliştiricisi Prof. Dr. Haydar Baş’ın ifadeleriyle “Bize ait değerlerin bir açılımından ibaret olup, meselelere Batı gözlüğü ile değil, Müslüman Türk insanının sahip olduğu ölçüyle çözüm getirmektedir.”

OTURUM VE KATILIMCILAR

26 Kasım 2005 Cumartesi 09:00-19:00
Lütfi Kırdar Kongre Sarayı

Misafir Konuşmacılar : Doç.Dr. Emin Gürses Sakarya Üniversitesi / Zafer Yalçın Araştırmacı Yazar / Prof.Dr.Ferit Hakan Baykal Marmara Üniversitesi / Metin Aydoğan / Doç.Dr. Elxan Azizov Zekeriyaoğlu Bakü Devlet Üniversitesi Şarkiyat Fakültesi Dekanı / Ali Osman Ulusoy TTSO Meclis Başkanı Türk İran İş Konseyi Başkanı

1.Oturum Başkan: Selim Kotil Bağımsız Sanayici İşadamları Derneği Başkanı Konuşmacılar : 1.Prof. Dr. Ömer Saraçoğlu İstanbul Üniversitesi / Prof. Dr. Ruşen Quliyev Azerbaycan Cumhuriyeti İktisadi İnkişaf Bakanlığı İktisadi İslahatlar Şube Başkanı / Mustafa Çınkı Araştırmacı - Yazar / Prof. Dr. Yakup Çiçek Marmara Üniversitesi

2.0turum Başkan: Harun Kayacı Öğretim Üyesi Konuşmacılar : Prof. Dr. Sania Baltanova Kazan Eğitim Enstitütüsü - Tataristan / Dr.Sani Ak İllinois Üniversitesi / Doç. Dr.Fikri Pala Uludağ Üniversitesi İşletme Bölümü / Doç.Dr.Rauf Memmedalioğlu Azebaycan Bilimler Akademisi / Prof. Dr. Ata Selçuk Fırat Üniversitesi

3.0turum Başkan: Dr. Fuat Şengül (Enerji) İGDAŞ Eski Genel Müdürü Konuşmacılar : Dr. Eric Shaydullin Harvard Üniversitesi / Prof.Dr.Xosrov Kerimov Bakü Devlet Üniversitesi İktisat Teorisi Bölümü / Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu Gaziantep Üniversitesi / Prof. Dr. Rızvan Paşayev Bakü Devlet Üniversitesi Tatbiki Riyaziyad ve Kibernetika Fakülte Dekanı / Prof. Dr. Cahit Babuna İstanbul Üniversitesi

4.0turum Başkan: Ali Gedik Milli Kalkınma Platformu Bşk. Konuşmacılar : Prof. Dr. M. Hasan Meybullayev Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi / .Dr. Ercan Gül İktisad Danışmanı-Almanya Rheinland Pfalz Eyaleti / Prof. Dr. Mehmet Palamut Uludağ Üniversitesi Prof. Dr. Anıl Çeçen Ankara Üniversitesi

27 Kasım 2005 Pazar 09:00-19:00
Cevahir Otel Oditoryum

5.0turum Başkan: Prof. Dr. Ata Selçuk Fırat Üniversitesi Konuşmacılar : Prof. Dr. Ahmet Qaşanoğlu Felsefe ve İktisat Doktoru , Sosyolog / Prof. Dr. Fehim Üçışık Marmara Üniversitesi / Prof. Dr. Victor Volkonskiy Rusya Bilimler Akademisi / Prof. Dr. Ziyad Samedzade Azerbaycan Milli İlimler Akademisi / Prof. Dr. Hidayet Sarı İstanbul Üniversitesi

6.0turum Başkan: Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu Gaziantep Üniversitesi Konuşmacılar : Doç. Dr. Ali Kemal Gürbüz Balıkesir Üniversitesi / Prof. Dr. Muhammed EI Faruque İllinois Üniversitesi USA / Prof. Dr. Victor Minin Rusya Bilimler Akademisi / Prof. Dr. Dünyamalı Veliyev Azebaycan Üniversitesi İktisadi Teori Bölüm Başkanı / Prof. Dr.İbrahim Arslanoğlu Gazi Üniversitesi / Prof. Goulnur Baltonova Kazan Devlet Üniversitesi - Tataristan

KAPANIŞ KONUŞMASI: PROF. DR. HAYDAR BAŞ

AVRUPA MANİFESTOSU

 

Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven

İktisat tarihini değiştiren tez

"Devletlerin kaynaklarını ve milletlerin emeklerini sömürmenin 21. yüzyıldaki adı olan globalizm, siyasi boyutu demokrasi, ekonomik boyutu piyasa ekonomisi ve sosyal boyutu da insan hakları olan bir dünya görüşüdür. Ve bu görüş küçük bir azınlığın tüm dünya kaynaklarını sömürmesi mantığıyla hareket eder. Uygulanan ekonomi sistemleri ile insanlık aç, insanlık sefalet içindedir.

Küresel bir dünyaya ayak uydurmak gerekçesi ile az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yapılan tavsiyelerin yerine getirilmesi aslında süper devletlere bağımlı ve tüm imkanlarıyla hizmete hazır devletler oluşturmaktadır. Bu tavsiyeler, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için emek ve sermayenin dışarıya akışından başka işe yaramaz.

Milli Ekonomi Modeli'nin en önemli özelliği globalizmin karşısında devletlerin ayakta durabilmelerini temin edecek formülü içermesidir.

Biz, milli devlet anlayışı içinde tüm ekonomi konularına farklı bakış açıları getirerek globalizmin karşısında ayakta durabilecek ekonomi modelini ve onun uygulanacağı devleti kaleme aldık.

Bugün Rusya'da, Venezuella'da, Brezilya'da fiili olarak piyasalarda uygulamaya konulan milli ekonomi modeli ile ilgili gelişmeler göstermektedir ki, bu tez tüm dünyanın önünü açacak formüller içermektedir.

İktisat tarihini değiştiren tezimiz hangi özellikleri ile ve getirdiği hangi yeniliklerle sıkıntı içindeki ekonomiler için bir çıkış yolu olacaktır.
Geliniz ilk defa milli ekonomi modeliyle iktisat tarihine giren ekonomi konularına bakalım.

Kaynaklar yeterli ve ihtiyaçlar sınırlı gerçeği

Kapitalist ve liberal sistemler ihtiyaçlar sınırsız derken, bu ihtiyaçların karşılanacağı kaynakların yetersiz olduğunu kabul eder.

Sömürgeci ülkeler kaynakların sınırlı olduğundan yola çıkarak bu kaynakların herkese yetmeyeceği sonucuna varmıştır. Bu sebepten dolayı insanlık kendi sahip olduklarına değil, başkalarının elindekilere göz koymuş, asırlar boyu devam eden savaşlar ortaya çıkmıştır.

Denilebilir ki, kaynaklar sınırlıdır inancı insanlığın egosunu tahrik etmiş, doymak bilmeyen hırsı insanlığın ecel şerbeti olmuştur.

Dediklerimize örnek olarak sosyalizm ve kapitalizm yeterlidir. Bugün Afganistan'da, Irak'ta dökülen kanların, Somali'de akan kanın, Çeçenistan'da, Eritre'de, Kosova'da, Lübnan'da akan kanın, göz yaşının, ölümün sebebi hep bu ihtiras sahibi insanın doyum nedir bilmeyen egoizminden kaynaklanmaktadır.

Kaynaklar sınırlıdır diyenler insanoğlunun tabiat sahnesinden çıktığı bugüne kadar hangi kaynağı tüketmiştir ki, böyle fikrisabitler oluşturmuştur. Mesela ormancılık mı, hayvancılık mı, denizcilik mi, tarım mı? Hangisi bitmiştir?

İptidai dönemlerde yılda tarım arazilerinden bir defa ürün alan insanoğlu, teknolojinin imkanlarıyla neredeyse her ay ürün alabilme devrini yaşamaktadır. Bu tarımda böyle, ormancılıkta böyle, sanayide böyle enerjide böyle. Kaynaklar açıldıkça açılıyor ve sonunu getirmek diye bir durum mevzubahis olmuyor.
Mesela sözkonusu enerji olduğunda bir ton suyun yüz metre derinliğindeki bir yere düşmesi ile elde edilen enerjiye mukabil bugün nükleer teknoloji ile bir santimetre küp büyüklüğünde bir maddenin çözülmesiyle yüzlerce misli daha fazla enerji elde edilebiliyor.

Durum bu kadar açıkken halen kaynakların sınırlı olduğundan nasıl bahsedilebilir. Kaynaklar sınırlıdır demek, ideolojik bir yaklaşım olup, ihtirasın tatmini yönünden bir iddiadır. İnsanların ihtiras yönünden tatmini ise asla mümkün değildir.

İhtiyaçlar yönünden ise mevcut kaynaklara bakarak bu ihtiyaçların karşılanmaması gibi bir düşünce sözkonusu olamaz. Aslında doymak nedir bilmeyen insanoğlunun tabi ihtiyaçları değil, ihtiraslarıdır.

Sizin bir apartmanınız, bir villanız olsa ikincisini istemeniz, bir otomobiliniz olsa diğer birini istemeniz aslında onlara olan ihtiyacınızdan değil, bizim geleneğimizde aç gözlülük diye tabir edilen insanın doyumsuzluğundan kaynaklanmaktadır. O halde yapılalacak olan iş dünya üzerinde her bireye yetecek olan kaynakların insanlar arasında adil paylaşımını temin etmektir.

Milli Ekonomi Modeli yeterli kaynaklar var ve onun içinde dünyada kaynak savaşına gerek yoktur der.

Modelin merkezinde insan var

Bugün insanlar açlıktan ölüyor, kaynak savaşları hala devam ediyorsa, bu sistemlerin insana bakışıyla alakalı bir konudur.

Demek ki değer verilen insan değil sistemdir. Ve yine sistemler insan için değil, insan sistemlerin devamı için bir araç mesabesindedir.

Bu mantıkla baktığınızda aç olanın karnını doyurmanız geçim sıkıntısı içindekine çare bulmanız imkansızdır.

Eğer siz sistemin merkezine insanı koyamazsanız sadece belli bir menfaat grubunu tatmin edecek bir model tahsis edersiniz ki bu geri kalan çoğunluğun küçük azınlığa hizmetinden başka bir şey veremez. Milli ekonomi modelinin merkezinde önce insan vardır.

Bu haklarıyla doğan insana hakkını verecek ve onu koruyacak bir devlet anlayışını ve bireyden topluma her ferdi kucaklayacak bir sistem biçimini de içerir.

İnsanın tercihlerini hem kendi yararına hem de toplumun menfaatlerine uygun bir hale getirmek sistemin vazifesi olmalıdır. Şu anda başta AB topraklarında olmak üzere sosyal harcamalarda kısıtlamalara gidiliyor. Bu belli kesimlerin haklarının devlet eliyle kısıtlanmasıdır.

Halbuki yapılmasının faydasına inandığımız şey herkesin adil paylaşımdan istifade ile geçim standartlarına sahip olmasıdır. Tezimiz de bunu ortaya koymaktadır.

Adil bir gelir dağılımı

bugün elimizde yeterinden fazla emtia olmasına rağmen alım gücü yeterli seviyede olmadığı için talep daralması görülmektedir. Eğer siz talep eksikliğini bir şekilde ortadan kaldıramazsanız sonuç deflasyondur.

Gelir dağılımındaki dengesizlik sonucu toplumun belli bir kısmı geçim sınırının altında ise ekonominin sağlıklı olması asla mümkün olamaz. Bunu önlemenin yolu adil bir gelir dağılımıdır. Bireylerin gelirlerini en azından geçim sınırına taşıma zorunluluğu şarttır.

Devletin ekonomiye müdahalesinin ortadan kaldırılması piyasalarda global sermayedarların önünün açılması, faiz, devletlerin senyoraj hakkını kullanmaları yerine dışarıdan faizle borç almaları ve özelleştirme, adil bir gelir dağılımına engeldir.

Biz bunun çözümü olarak tüketici kesimin devlet tarafından desteklenerek alım gücünü devreye koyduk.

Şayet kaynaklar ihtiyaçlara cevap vermemiş olsa idi, fertlere yetecek kadar kaynak olamazdı. Halbuki kaynaklar konusunda devletin şirket kurarak vatandaşların tamamını bu kaynaklara ortak etmesi mümkündür. Bu her bireyin bu kaynaklara sahip olduğu manasına gelir. O takdirde fertlere yetecek kadar kaynak var demektir. Onun için devlet elindeki kaynakları kullanarak sosyal devlet projeleri ile adil gelir dağılımını sağlayabilir.

Milli Ekonomi Modeli de bunu hayata geçirmeye çalışıyor. Adil bir gelir dağılımından maksat herkesin aynı miktarda gelire sahip olması değil, herkesin geçimini temin edeceği belirli bir gelir düzeyine ulaşmasıdır.

Adil gelir dağılımının temin edilebilmesi için,

a- devletin piyasalarda global güçlerin kontrolüne engel olması gerekir
b- isteyen herkese proje mukabili faizsiz kredi verilmesi, paranın tekelleşmesini önleyeceği gibi, milli gelirin adil bir şekilde dağılımını da sağlayacaktır.
c- Sosyal devlet projeleri gelirin adil dağılımını sağlar.
d- Milli ekonomi modelinin vergi anlayışı yani gelir düzeyine göre vergi alınması da gelirde adaleti temin eder.
e- Ayrıca yer altı zenginliklerinin devlet-millet ortaklığıyla işletilmesiyle ciddi bir gelir temin edilir.

Sürekli büyüme nasıl gerçekleşir?

Milli Ekonomi Modeli tüketim eksenli bir ekonomi analizidir. Ekonomi tarihinde ilk defa tüketen kesim dikkate alınarak hazırlanan bir modeldir.

Bugün tıkanan ekonomilerin sürekli büyümeyi temin edebilmeleri ciddi bir sorundur. Sürekli büyümenin olabilmesi için, üretim ve tüketimin devamlı devrede olması şarttır.

Peki bu nasıl olacak?

Eğer bir ekonomiyi büyütmek istiyorsak, tüketim kesimini desteklemek zorundayız. Tüketim kesimi desteklendiğinde üreticinin Pazar problemi kalmayacaktır. Böylece hem üretim, hem de tüketim aynı anda devreye girmiş olacaktır. Üretim ve tüketimin aynı anda devreye girmiş olması demek, ekonominin sürekli hareket halinde olduğunun bir ifadesidir ki, o takdirde ekonomi sürekli bir büyümenin içine girmiş demektir.

Bugün yapılan iş, gerek üretimden gerekse tüketimden tahrik unsuru olan parayı çekip, belli sermaye sahiplerinin elinde tehdit unsuru haline getirmektir. Böylece insanların elinde olması gereken para belli güçlerin elinde hem üretim ve hem de tüketimden dışlanırken, pazarda harcanması gereken para olması gereken yerlerde olmadığı için Pazar problemleri ortaya çıkmaktadır.

Dikkat edilirse, dünyada ciddi sermayedarların var olmasına rağmen, ne üretim ne de tüketim istenilen seviyede değildir.

Belli ellerde stoklanmış olan sermayenin adil bir şekilde yaygın halk tabanına kazandırılmasıyla Pazar ihtiyacı üretilen mamüller için giderilecek ve üretici kendisine rahatlıkla malını satabileceği hazır bir Pazar bulacaktır. Bugün gerek pazarda olanların ve gerekse pazara gidenlerin elinde istenilen imkan olmadığı için ne üreten kendisine üretim için gerekli desteği bulabiliyor ne de tüketen tüketimini yapabilmek için gerekli olan imkanlara kavuşuyor.

Liberal kapitalist sistemin getirdiği bu parada tekelcilik anlayışı maalesef hem üretimi hem de tüketimi tıkayan büyük bir engel olarak ortaya çıkıyor.

O bakımdan tüketici kesimi desteklemek zorundayız. Bugün ekonomilerin en büyük problemi tüketim kabiliyetini kaybetmiş insanları yığınlar haline getirmek oluyor.

Ayrıca elde edilen gelirin tamamının tüketime dönüştüğünü var saysak bile, gelir en fazla kendisi kadar bir tüketim oluşturulabilir. Sonuçta üretim ile tüketim arasında eksik üretim miktarı kadar fark ortaya çıkar.

Bu açık kapatılmazsa zaman içinde ekonomilerde durağan döneme geçilmesi kaçınılmazdır.
Dünyanın bugün yaşadığı kader de budur.,

İşte milli ekonomi modeli bu durağanlığı ortadan kaldırmak için devletin üretim ve tüketim arasında oluşan eksikliği tamamlamasını, devletin senyoraj hakkını kullanmasını ve bunu sosyal devlet modeli ile tüketim kesimine aktarmasını çözüm olarak sunmaktadır.

Para, özgürlüğüne kavuşacak

Faiz, bugün tüm dünya ekonomilerinin sıkıntısı olan resesyon, stagflasyon, deflasyon, işsizlik gibi birçok hastalığın ana kaynağıdır.

Üretimden uzak, reel değil, sanal ekonomik büyüklükler ortaya çıkaran faiz, para ile para kazananın dışında topluma bir şey vermez.

Paranın belli ellerde tekelleşmesini istemiyorsak, maliyetlerin artmasının önüne geçmek istiyorsak, talep daralmasını yok etmeye karar vermişsek ve neticede verimliliği artıracaksak faiz devre dışı kalmalıdır.

İşte milli ekonomi modeli faizi bu gerekçelerle sistemden çıkarır. Faizsiz bir para politikası, emeği tahrik edecek üretim faktörlerini devreye koyacak paranın maliyetsiz olması demektir.

Bunun yanında faizle borç alan ülkeler açısından olayı ele alırsak, verilen bu değerler karşılığında ülke ekonomilerinin tamamı belli başlı yabancıların kontrolüne geçer. Artık ekonomik ve siyasi bağımsızlıktan bahsetmek mümkün olamaz.

Tezimizde faiz ortadan kalkacağı için, para piyasada herkesin ulaşabileceği bir şekilde bulunacağından ekonomilerin ihtiyaç duyduğu tüketim ve üretim sağlanacaktır.

Tezimiz faizi tamamiyle sistem dışı tutmaktadır. Para, özgürlüğüne kavuşurken, hem gelir dağılımında denge sağlanacak, hem de üretim önündeki engeller kaldırılacaktır.

Paranın maliyetsiz olarak piyasalara sunuluşu enflasyonun oluşumunu engellediği gibi talep daralmasından kaynaklanan deflasyon da önlenecektir.
Deliormanlı...

MEM BALTIK ÜLKELERİ İÇİN TEK ÇÖZÜM YOLU

 

Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Laughing

Coğrafi şartlar ve ekonomi sahasındaki global hareketliliğin küçük ve korumasız ekonomiler üzerinde çok büyük tesirleri olmaktadır.

Şöyle ki, hızlı para giriş-çıkışı, hızlı teknoloji transferleri ve çalışma durumları şeklinde özetlenebilir.

Estonyo, Litvanya ve Letonya gibi baltık ülkelerinde coğrafi şartlarından dolayı rekabete dayalı bir logistik sistem oluşmuştur. Bu coğrafi şartaları şu şekilde sıralayabiliriz: Uluslarası transport yollarının doğu-batı, kuzey-güney kesişim noktasında bulunması ve çok sayıda doğal limanlara sahip olması. Bu coğrafi şartlar sadece bunun için bir önşart oluştururken bu coğrafi avantajları sistematik bir şekilde faydalanarak rekabet avantajına dönüştürmek gerekiyor. Karadeniz ve baltık denizlerinin ikisi de Avrupa'nın iç denizidir. Bundan dolayı baltık ülkelerinin, Türkiye'nin ve diğer Karadeniz bölgelerinin logistik, transpor ticaret yolu problemleri benzerlik arzetmektedir. Özellikle petrol ve dogalgazın çıkarılması, işlenmesi ve ticaretinde bu durum kendini daha da bariz bir şekilde göstermektedir. Baltık ülkelerinin küçük ve korumasız ekonomileri iç ve dış dalgalanmalara karşı çok hassastırlar. Beklenen ekonomik büyüme iç talebin artması neticesınde daha çok ithalat lehine gerçekleşmektedir. Bu sebepten dolayı bu ülkelerin ekonomileri hızlı bir şekilde büyümesıne rağmen 2000 yılından bu yana dış ticaret açığı günbegün artmaktadır. Transport sektorü daha çok geçiş taşımacılığından ibarettir. Tren yolu ile gerçekleşen transportun büyük bir kısmı petrol ve petrol ürünlerinin baltık limanlarına taşınmasını içermektedir. Doğalgaz transportundan Rusya'nın izlediği politikadan dolayı baltık ülkeleri yeterince istifade edememektedirler. Baltık ülkelerindeki taşımacılık daha çok tren taşımacılığı lehine gelişmektedir. Baltık ülkeleri ticaret, transport ve transit geçiş konularında daha ziyade Rusya ve Beyaz Rusya ile problem yaşamaktadır.

Bu problemlerin asıl nedeni siyasi olduğu için çözümleri AB ve Rusya arasındaki anlaşmalara bağlıdır. AB baltık ülkelerinin en önemli ticari partneridir. Estonya daha çok kuzey ülkelerine oryante olmuştur. Letonya'nın ihracat konusundaki en önemli partneri Almanya, ingiltere ve İsveç, ithalat konusundaki partneri ise Almanya, Rusya, Litvanya ve Estonya'dır. Litvanya'nın ihracat konusundaki en önemli partnerleri İsviçre, Almanya,Rusya ve Letonya'dır. Rusya ve Almanya ithalatta %40 lık bir pay almaktadır.Gereksiz bürokratik işlemler, Rüşvet ve finans problemleri Baltık ülkeleri ile ticareti zorlaştıran en önemli faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Baltık ülkelerinde yürütülen reform programlarından dolayı yabancı sermayenin endüstrinin yeniden düzenlenmesi sürecinde en önemli faktörü teşkil ettikleri düşünülmüştür. Bu yabancı sermaye özellikle her alana yayılan özelleştirmede kullanılmıştır.

Çözüm Baş'ın modeli

Baltık ülkelerine yapılan direkt yabancı yatırımların(FDI) çoğu gözönüne alındığında bunların çokuluslu şirketlere ait oldukları görülür. Bu şirketler uluslararası emperyalist avantajları kullanarak faaliyetlerinin bu pazarlara yaymaktadırlar.

Böylelikle tüketicinin yakınında olma avantajını ucuz kalifiye işçilik ve ucuz maliyet avantajlarını ellerinde tutmuş oluyorlar. Kredi veren bankalar son yıllarda hızlı bir değişim süreci ile birlikte piyasadaki yerlerini sağlamlaştırdılar. Özellikle kuzey ve alman kökenli bankalar piyasada oldukça etkin konumdadırlar. Özetlemek gerekirse Prof. Dr. Haydar Baş kapitalist ekonomi modellerinin küçük ve gelişmekte olan ülke ekonomileri için verimsiz olduğunu ifade ediyor, ki bu tezinde haklıdır.

Baltık ülkelerinin herşeyden önce tarafsız bir MEM ne ve onun logistik programlarına ihtiyaçları vardır. Aynı zamanda tek taraflı düşünen yabancı bilirkişi ve kurumlar devredışı bırakılmalıdır."

Ekososyal gelecek için kademeli bir milli proje

Avusturya'dan katılan Prof. Dr. Hans Peter Aubauer tebliğinde şunları söyledi: "Milli devletlerin ve fakir halkların kapitalist ekonomi modellerı tarafından hangi yöntemlerle sömürüldüğü konusu MEM de oldukça detaylı bir şekilde anlatılmış. Global sömürünün engellenmesı için MEM de ortaya konan kur politikası ve dış ticaret politikalarını çok önemli buluyorum. Kaynaklardan adil bir şekilde istifadenın sağlanması , MEM de de belirtildiği gibi sırf parasal tedbirlerle sağlanamaz. MEM de ifade edilen yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarının devlet kontrolunde, devlet-millet ortaklığı şeklinde işletilerek halkın istifadesıne sunulması fikrini oldukça önemli buluyorum. Global sömürü odakları tarafından hazine üzerinde oturan dilenci konumuna düşürülen milletler böylelikle üzerinde oturduğu hazineden istifade etmesı sağlanmış olacaktır. Tese katkı sağlayacak şahsı görüşlerimizi tebliğin ilerleyen dönemlerinde dile getireceğim.

MEM çözüm'ün adresi

Prof. Dr. Rovshan Guliyev: MEM bir anti globalizm modelidir. Günümüzde globalleşme süreci bir ulusun diğeri tarafından sömürülmesi anlamına gelmektedir. Bu teori belirli bir millet veya belirli bir durum için yazılmamıştır. Ünlü bir sosyolog ve Nobel ödülü sahibi olan J.Buchanan ‘günümüzün sosyal ekonomik ve ahlaki sorunlarının analizinde modern ve demokratik toplumların yavaş yavaş ısrarlı bir şekilde felakete doğru yol aldıklarını ifade ediyor.

Prof. Dr. Haydar Baş'ın tezi bu yıkıcı gidişatı sona erdirecek bir nitelik taşıyor.

Sömürüyü engelleyecek yegane model

Avusturya'dan katılan Prof. Dr. Hans Peter Aubauer: "Milli devletlerin ve fakir halkların kapitalist ekonomi modelleri tarafından hangi yöntemlerle sömürüldüğü konusu MEM'de oldukça detaylı bir şekilde anlatılmış. Global sömürünün engellenmesi için MEM'de ortaya konan kur politikası ve dış ticaret politikalarını çok önemli buluyorum.

Kaynaklardan adil bir şekilde istifadenin sağlanması, MEM'de de belirtildiği gibi sırf parasal tedbirlerle sağlanamaz. MEM de ifade edilen yeraltı ve yerüstü doğal kaynaklarının devlet kontrolünde, devlet-millet ortaklığı şeklinde işletilerek halkın istifadesıne sunulması fikrini oldukça önemli buluyorum.
Deliormanli...

AVRUPA ÇÖZÜMÜ MEM'DE BULDU

 

Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Like a Star @ heaven Arrow

Ayrıca kongreye Baltık ülkelerinden katılan bilimadamları da küresel sermayenin ülkelerini nasıl sömürdüğünü ve bu geçiş sürecinde tek kurtuluşlarının Milli Ekonomi Modeli olduğunu ısrarla vurguladılar. Prof. Dr. Haydar Baş'ın tarihi konuşmasıyla noktalanan kongrede sunulan tebliğlerden bazıları şöyle:


MEM çözüm modelidir

Milli Ekonomi Modeli'ni Rusça ve Azerice'ye çeviren ünlü ilim adamı Prof. Dr. Rovshan Guliyev tebliğinde şu hususların altını çizdi:

1- MEM bir anti globalizm modelidir. Günümüzde globalleşme süreci bir ulusun diğeri tarafından sömürülmesi anlamına gelmektedir. Prof. Dr. Baş yerinde bir çıkışla bu süreci insancıl bir yola dönüştürmüştür

2- MEM'in baska emperyalizm karşıtı teorilerden farklı yönü halihazırdaki durumu sadece eleştirmekle kalmaması aynı zamanda vaziyeti düzeltecek ve yoksulluk kısır döngüsünü kuracak mekanizmalar önermesidir.

3- MEM komünist bir teori değildir. Özel mülkiyete, şirketlere ve toplumda fakir zengin farkının varlığına karşı değildir. Aksine herhangi bir işadamı kendi planlarını gerçekleştirmek için yeterli maddi imkana sahip olmasa bile, bu projesini gerçekleştirebilir.
4- Bu model diğer ekonomi teorilerinin önemini inkar etmiyor. Bilakis teoriyi derinlemesine incelediğimizde tüm bu karışık ve birbirleriyle uyuşmaz teoriler Haydar Baş'ın milli ekonomi modelinde tam olarak açıklığa kavuşturulmaktadır.

5- MEM kavramlarla karakterize bir çalışmadır. Bu açıdan önemsiz detaylara takılmamak gerekiyor. Tam tersine gelecekteki gerçek sorunlara yönelik pratik ve teorik araştırmalara ışık tutmaktadır.

6- Bu teori belirli bir millet veya belirli bir durum için yazılmamıştır. Ünlü bir sosyolog ve Nobel ödülü sahibi olan J.Buchanan ‘günümüzün sosyal ekonomik ve ahlaki sorunlarının analizinde modern ve demokratik toplumların yavaş yavaş ısrarlı bir şekilde felakete doğru yol aldıklarını ifade ediyor.

Prof. Dr. Haydar Baş'ın tezi bu yıkıcı gidişatı sona erdirecek bir nitelik taşıyor.


Atatürk gibi lider lazım

Almanya'dan katılan Prof. Dr. Martin K. Maier, kongrede sunduğu tebliğde özetle şunları söyledi:

Günümüzde mevcut ekonomi sistemlerinde ekonomilerin gelişmesi için harcanması gereken parasal kaynaklar halkın küçük bir kısmını oluşturan mutlu azınlığa gitmektedir. Milli Ekonomi Modeli bu noktada bu küresel istismarın önüne geçecek ciddi tezler içermektedir.

Küresel sermayenin sınırötesı serbestiyeti milli ekonomileri tehdit ederek bağımsızlıklarını tehlikeye atmaktadır. Ülkelerin bu küresel tuzaktan kurtulabilmeleri için milli ekonomi modelini bir şans olarak görüyorum. MEM'in uygulanması ancak şahsiyetli, kendini Atatürk gibi milletine adamış liderler sayesinde mümkün olacaktır.

Kapitalist ekonomi modelleri insanların alım gücünü o kadar zayıflattı ki artık insanlar zaruri ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale geldiler. Bu noktada MEM'in sosyal devlet anlayışı çerçevesinde dar gelirli vatandaşlara çeşitli adlar altında sosyal yardımlar aktararak insanların alım gücünü artırması fikri burada tıkanan ekonomiler için bir çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. Devletlerin deflasyon sürecine girmesi halkın alım gücünün nerede ise sıfırlandığının açık bir delilidir.
Kaynak için sadece vergi yetmez

Devletin görevlerini yerine getirebilmesi için kaynağa ihtiyacı vardır, ama bunun için sadece vergi gelirleri yeterli değildir.MEM de devlet ,senyoraj geliri, madenlerın devlet-millet ortaklığı ile işletilmesi neticesinde elde edilen gelirler ve stratejik kurumlardan elde edilen gelirler sayesinde halkından aldığından daha fazlasını halkına hizmet olarak sunan bir irade konumuna gelmektedir.

Milli Ekonomi Modeli şu anda mevcut olan kölelik düzenine son verecek gibi görünmektedir. Bu kongreden sonra Milli Ekonomi Modeli'nin pratiğe geçtiğini görmek bizi memnun edecektir.

Ekonomide uyum MEM'le gerçekleşir

Rusya'dan katılan Prof. Dr. A. Lebedev'in tebliği özetle şöyleydi:

"Devrim yaratan dinamik sistemlerde uygulanan, bağımlılık yaratarak netice alma yöntemleri, makro ekonomik süreçlerin gelişimini önemli derecede etkiliyor.

Görüs ifadesine açık olan problemleri Prof. Dr Haydar Baş ana hatlarında
Sosyal devlet ve sosyal eşitlik kavramları ile kalıcı ve sürekli gelişim sağlayan
bir ekonomi modeline erişmiştir.

Bu önemli çalışmalar ve görüşlerin matematik formüllerini geliştireceğini düşünüyorum.
çünkü bana göre bu çalışma milli ekonomi modelindeki formülleri kendi içinde bağdaştırıyor.
Bilindiği gibi makro ekonomi sistemi eşitlik sağlayan kalıcı kurallara bağımlıdır. Makro ekonomi sisteminin devrim analizinde belirtilen iki kalıcı koşul vardır; bir sektör modellerinin Soloy yöntemini yansıtır.

Bifurkasyon teorisi gelişim ve teknolojide kullanılan 3 boyutludur. Devrim karakterlerinin analizi makro ekonomi modelinin gelişiminde üretime bağımlıdır ve bu yöntemn gayri safi milli hasıla üretiminde uygulanır.

Milli Ekonomi modeli eşit boyutlarda gelişir ve bu şekilde dengeli bir uyum oluşturur. Orjinal modelde oldugu gibi Cobb Douglas fonksiyonlarının doğrusal- homojen üretim fonksiyonları gibidir.

Üretim fonksiyonları yönlerini dengesiz bir şekilde değiştirirken paralel olmayan veriler oluşturur bunlara önceden söylemiş olduğum gibi doğrusal-homojen dengeli gelişim denir. Fakat bunun aksine dengesiz dağılmaya da heterojen denir. Bunlar ise tabii ki bu gelişim süreci de gayri safi milli hasılayı ciddi derecede etkiler.

Fakat Modelde tespit edildigi gibi eşitlik dengelerinin stratejik bir sekilde az üretimden cok üretime geçis süreci anahatları ile belirtilmiştir.

Eşitlik dengelerinin bozulduğunda acil insiyatif oluşturmanın mümkün olduğunu modelde tespit etmiş bulunuyorum.

Stratejik olarak makro ekonominin büyümesi, problemlerin parametrelerini doğru çözümlemeye bağlar bu da kişi başı tüketimi yükseltecektir.

İnsiyatif kullanarak insiyatif oluşturabilmek bağımlı kalmamak (histeri efektleri) dengeyi bozmadan hedefe ulaşmasını sağlar.

Sistem toplumda eşit boyutlarda gerçek üretimin kalıcılık ve süreklilik sağlayabilmesi için eşit olan değerleri sağlamış bulunuyor.

Hareketsiz ve katı kurallarla donatılmış olan bir sistem üretimdeki sıkıntıları bağımlı olduğu için gideremez. Halbuki esnek olan bu sistem bunun da çözümünü beraberinde getiriyor.

Milli Ekonomi Modeli sorunlara çözümsel anlamda bir ayar oluştururken milli gelir düzeyini de düzenliyor.

Sözünü ettiğim matematik modelleri Milli ekonomik model tasdikliyor. Rekabetin ve pazar gücünün birbirinden ayrı yönlere doğru frenleri yoktur. Bu önlemler son derece önemsenmesi gerekir. Yabancı şirketlerin yatırımlarını geri çektiğinde üretimin parçalanmasına müsaade etmemeliyiz. İşte tam burada ekonomiyi ayakta tutmak ve güçlendirmek gerekir.

Toparlamak gerekirse netice olarak tüm veriler, hesaplamalar, yüksek derecede kalite oluşturmaktadır. Tüm parametrik hesaplar yapılmış ve hakikatı yansıtmaktadır. Makro ekonomik veriler istatistik düzeyde hayal ürünü değildir."

Globalleşme sürecinde devletlerin ekonomik durumu

Globalleşme sürecinde yeraltı kaynaklarının aşırı istismarı neticesinde doğal kaynaklara olan talep ekolojik dengeyi bozacak seviyeye ulaşmıştır. Birçok canlı türünün neslinin tükenmiş olması, toprak erosyonları , iklim değişikliklerini örnek olarak verebiliriz. Nüfüsun çok az bir kısmı kaynakların büyük bir kısmından istifade etmekte ve kontrollerinde bulundurmaktadır. Toplumun büyük bir kısmı ise kaynaklardan yeterince istifade edememektedir. Bu eşitsizlik hergeçengün daha da artmaktadır. Hergeçengün gerekirse güç kullanmak sureri ile de olsa kaynakları kontrol altında tutma çabaları çok tehlikeli boyutlara ulaşmaktadır. Fakirleştirilen halk kitleleri zamanla kendi geleceklerini oluşturacak siyasi iradelerini de kaybederek tamamen bağımlı hale gelmektedirler. Globalleşme sürecinde fakir ile zangin arasındaki açı daha da büyümüştur. Bu durum işsizliğin artmasına ve kitlesel boyutta göçlere sebep olmaktadır.Uluslararası kurum ve kuruluşlarda bu duruma kayıtsız kalmaktadırlar. Tam bu noktada MEM nin, kaynakların ihtiyaçları karşılaması noktasında yeterli olduğu, dolayısı ile kaynak bölüşümü noktasında kavga etmemize gerek yoktur görüşünü çok önemli buluyorum.

Modern ekonomi teorilerinin bugünkü mevcut ekonomi problemleriyle yüzleştirilmesi

Günümüzde kurtuluş ekonominin globalleşmesınde aranmaktadır. Global sermaye üretim maliyetlerinin düşük olduğu, ekostandartları düşük olan ülkelerde üretimi tercih etmektedir.Nerede olursa olsun ucuz mallar revaçta, tüketiciler reklamlarla yanlış bilgilendirilmektedir. Bu sayede global sermaye sahipleri yüksek miktarlarda haksız kazançlar elde etmektedirler. Aşırı rekabetten dolayı ekosistem zarar görmekte, doğal kaynaklar israf edilmektedir.
Devlet iradesi devreye girmeli

Kainattaki kaynaklar hernekadar ihtiyaçları fazlası ile karşılayacak miktarda isede mümkün olduğu kadar ihtiyaçların karşılanmasında yenilenebilen kaynaklar tercih edilmelidir. Kaynak israfının önüne geçmek için devlet iradesi mutlaka devreye girmeli, gerekirse uluslararası anlaşmalarla garanti altına alınmalıdır. Kaynak kullanımında sertifika zorunluluğu getirilmeli, bu sertifakalar enflasyondan etkilenmemeli ve faizsiz olmalıdır. »
Deliormanli...
deliormanli
Male - 58 years old
Turkey
Bookmark and Share